Topkapı Sarayı'nda tasarım forumu
Londra’nın 15 yıllık Küresel Tasarım Forumu, 13-16 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’a misafir olacak. Bahçe kültürünü gündemine alırken Topkapı Sarayı yerleşkesinde yoğunlaşması öngörülen projeye salt tasarımcı ve mimarların değil, yazarlar, düşünürler ve sosyal bilimcilerin de katılımı bekleniyor. Girişimde, Festival ve Forum kurucusu Direktör Ben Evans ile Türkiye ayağını düzenleyen PPI platformu adına Artistik Direktör Melek Zeynep Bulut başta olmak üzere, Beatrice Galilee ile Beral Madra gibi kıdemli imzalar da rol alıyor. Evans, dünya tasarım gündeminin konu başlıklarını Milliyet Sanat’la özel olarak paylaşıyor.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
İstanbul’un tasarımla ‘gönül ilişkisi’ bitmek bilmiyor: İKSV’nin 2012-2020 yılları arasında beş defa düzenlemiş olduğu - ancak yarıda kalmış - “İstanbul Tasarım Bienali” tecrübesi halen akıllarda ve arşivlerde. Öte yandan ‘Global Kreatif Şehirler Ağı’na UNESCO tarafından dahil edilen kentte, Mart 2019’da Haliç Kongre Merkezi’nde iki günlüğüne düzenlenmiş “İstanbul Tasarım Zirvesi”ni de unutmuş değiliz.
Lakin bu kez, 13-16 Mayıs arası yapılacak “Küresel Tasarım Forumu” (Global Design Forum / GDF) İstanbul edisyonu için ‘kollar sıvanmış’ görünüyor. Etkinliğin ucu, Büyük Britanya çıkışlı Londra Tasarım Festivali’ne dayanıyor. Hatırlanacağı gibi, alanında 15 yılı geride bırakan festival geçen yıl da, Victoria - Albert Müzesi South Kensington kompleksinde geçen yıl Samta Nadeem küratörlüğünde yapılmıştı.
‘Global Design Forum’’un İstanbul versiyonu (GDFİ), forum etkinliğinin yanı sıra şehir geneline yayılan çeşitli ölçeklerde enstalasyonları, şehrin tasarımcılarının interaktif olarak dahil olduğu görsel, işitsel ve editoryal anlatıları, uygulamalı araştırmaları kapsayacak.
Konuya ilişkin olarak, geçen hafta İstanbul Tepebaşı’ndaki Soho House’da basınla kahvaltıda buluşan yetkililerin verdiği bilgiye göre, “İki günü forumdan oluşan, toplam dört gün sürecek, (ancak tamamı henüz açıklanmayan) program, uluslararası ve yerel tasarımcıları İstanbul’da buluşturarak, şehirde tasarım kültürünü kutlamayı ve tartışmayı hedefliyor.”
Melek Zeynep Bulut. Fotoğraf: Taran Wilkhu
Aldığımız bilgiye göre GDFİ, sanatçı ve tasarımcı Melek Zeynep Bulut’un kurucusu olduğu İstanbul ve Londra merkezli, “People & Places & Ideas (PPI)” platformunun ortaklığı ile düzenlenecek. Global Design Forum İstanbul’un Artistik Direktörü Bulut, etkinlikle ilgili sunumunda özetle şu görüşleri paylaşıyor: “İstanbul başlamayan ve bitmeyen, parçalarının birbirine bağlanma biçimleriyle özgünleşen ve bu nedenle sınırları hiçbir zaman tam olarak tanımlanamayan dünyanın en nevi şahsına münhasır şehirlerinden biri. Şehri tam da bu ‘aralıklar’ ve kendine has yan yanalıklar üzerinden ele alıyor ve parçalar arasındaki ilişkilere, bağlanma biçimlerine, doğal akışlara ve karşılaşmalara odaklanıyoruz.
GDFİ tasarımı yalnızca günü kurtaran çözümler ve net tanımlar üretme pratiği olarak değil; birbirinden farklı ama birlikte var olabilen sistemleri ve fikirleri bilinçli biçimde yan yana getirerek yeni olasılıklar ve üretimler ortaya çıkaran bir araştırma olarak düşünüyor. Dolayısıyla burada yaratıcı pratik, bir bütün tanım daha ortaya atmaktan ziyade, ‘parçalar ve bağlantılar arasında dolaşan bir dikkat’ olarak konumlanıyor.
Mekân kurma, yeniden düşünme ve anlatı oluşturma aracılığı ile neyin neyle çalışabileceğini, hangi beklenmedik temasın yeni bir anlamı, yeni bir dili ya da yeni bir nesneyi mümkün kılabileceğini araştırıyoruz. Sonuçtan çok sürece; uyumdan çok yan yanalıkta ısrara; netlikten çok potansiyele ve sorulara odaklanıyoruz. Ve şehirde tasarım kültürünü, üretimin kendisini, yaratıcılığı ve özgünlüğü kutlamayı hedefliyoruz. Program da kendiliğinden ‘şehirde bir performans’ olarak konumlanıyor.”
Beatrice Galilee
Yine Beatrice Galilee’nin içerik danışmanlığı ile, “Worlds in Contact” / “Temas Halindeki Dünyalar” teması çerçevesinde, uluslararası ve yerel tasarımcıları da buluşturacak girişimin, iki gün sürecek çeşitli oturumlar, sunumlar ve tartışmaları içermesi amaçlanıyor. Galilee bu aşamada basınla şu görüşleri paylaşıyor: “Forum, çalışmalarında iklimden göçe, teknolojiden kamusal yaşama uzanan çağımızın acil meseleleriyle doğrudan temas eden önde gelen tasarımcıları ve düşünürleri bir araya getiriyor. Tekil ve kapsayıcı bir anlatı önermek yerine; kültürler ve disiplinler arasında hareket eden çoklu perspektifleri ve üretim pratiklerini öne çıkarıyoruz. Temas ve kesişimlerle tanımlanan İstanbul ise bu diyalog için güçlü bir bağlam sunuyor."
Danışmanları arasında AİCA Türkiye Onursal Başkanı, küratör ve eleştirmen Beral Madra’nın da yer aldığı etkinliğin duyurusu için İstanbul’a gelen Londra Tasarım Festivali ve Küresel Tasarım Forumu Kurucusu Ben Evans ise konu hakkında özetle şu görüşleri iletiyor: “GDFİ’nin hayata geçirilmesi, tasarım alanında gerçek anlamda uluslararası bir iletişim platformu oluşturma hedefimiz açısından heyecan verici yeni bir dönemi temsil ediyor. Kültürlerin kesişim noktasında yer alan İstanbul, tasarımın küresel meselelerle nasıl ilişki kurabileceğini araştırırken yerel kimliği de görünür kılmak için ilham verici bir zemin sunuyor. Forumun yaratıcı etkileşim ruhunu bu olağanüstü kente taşımak üzere People & Places & Ideas ile işbirliği yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.”
Gerek yerli, gerekse yabancı davetlileri arasında sadece tasarımcı veya mimarların değil, sosyal bilimci, yazar ve düşünürlerin de bulunmasının öngörüldüğü etkinlik hakkında kapsamlı bilgi veren yetkililer ayrıca, girişim bünyesinde çeşitli tasarım ofislerinin yanı sıra, üniversiteler ile de iş birliğinin anonsunu yaparak, özellikle ‘malzeme ve zanaat mirası’ ile doğrudan ilişki kuracağını, ayrıca bahçe kültürünü şehirde var edebilecek bir araştırma ve yarışma programının da yolda olduğunu aktarıyor.
Basına verilen genel bilgiye göre, girişim bu kapsamda şehrin tasarımcılarının aktif olarak editoryal, görsel ve işitsel katkı sağladığı “İstanbullar” adlı anlatı çalışmasını içeriyor.
Forum tasarımına daha yakından bakılınca, bilhassa, Topkapı Sarayı yerleşkesi içinde gerçekleştirileceği bildirilirken, mekânın mimari dokusu ve tarihi referansının, ana konuşmalar, paneller ve söyleşiler için güçlü bir arka plan oluşturduğu vurgulanıyor.
Londra Tasarım Festivali ve Küresel Tasarım Forumu Kurucusu Ben Evans, Milliyet Sanat’ın proje ile dünya tasarım gündemine ilişkin sorularına içtenlikle cevap veriyor.
Londra Tasarım Festivali ve Küresel Tasarım Forumu Kurucusu Ben Evans. . Fotoğraf: Taran Wilkhu
GDFİ bir bienal mi, fuar mı, yoksa sırf bir forum mu?
Bunun için tam anlamıyla bir forum diyebiliriz, işlenecek konular, her ne kadar sınırlı sayıda izleyiciye ulaşacak da olsa, yaratacağı etkinin de muhakkak ki farkındayız. Bunun kamuoyunda yaratacağı etkiyle, ikincisinin de düzenlenip düzenlenmeyeceği zaten belli olacaktır.
Bana kalırsa böylesi bir büyük kentte, daha geniş çapta etkinliklerin düzenlenmesi zaten elzem. Kiminin uluslararası, kiminin yerel ölçekli işbirliklerinden doğması söz konusu. Yıl boyu çok sayıda etkinlik, yaratıcılığa, tasarıma katkıda bulunuyor. Tabii, kentin saygınlığına tüm bunlar da sirayet ediyor.”
Dünya ve Türkiye’de tasarımın genel manada taşıdığı iyimser, olumlu, tüketime dayalı algının yanında, bu alanın günümüze yön veren kaos, kriz veya politika tasarımı gibi ihtiyaçlarla da doğrudan veya dolaylı ilgisi var mı?
Fikrim o ki, tasarım - en azından benim hayatım boyu - kapsamını genişletti. Günümüz tasarımcıları birer ‘Rönesans figürü’ haline geldi. Yaptıkları ortaklıklar ve sundukları araçlara bakınca, bugün eskisine kıyasla çok daha fazla yöntemle karşılaşıyoruz. Tasarımcılar bugün önemlilik, sürdürülebilirlik, yenilik gibi, 21. yüzyılın sorunları diyebileceğimiz mefhumlarla uğraşıyor.
Kastettiğiniz o unsurlar neler olabilir peki?
Aman Tanrım, işte bu büyük bir soru! Günümüz sorunları veya başlıkları arasında tabii ki küresel ısınma, ayrıca malzeme ve özkaynaklar, ya da ‘dairesellik’ gibi, günümüze yönelik ilginç fikirlerden bahsedebiliriz. Fikrim o ki, günümüzde tasarım ve teknoloji arasındaki ilişki gittikçe artıyor. Bununla birlikte bariz teknolojik fırsatlar da gündeme gelebiliyor. Bu konuda en yakında duran unsur ise bilişim tabii, Yapay zekâya bakın, hayatlarımızı doğrudan değiştiriyor. Yaşanan gelişmelerin bazılarını ise daha onları anlamak veya tüketmeden, tasarımı bile işin içine sokmaksızın, derhal ‘anlamak’ söz konusu olabiliyor. Oysa tasarım dediğimiz şey, bunlar arasında mevcut bir arayüzdür; bununla birlikte yeni teknolojilere ulaşırız.
Tasarım, bize gündelik deneyimlerimiz adına imkânlar sunar. Bana kalırsa, biz insanlar, ‘şeyler’in farkına sırf onların bize göre iyi veya kötülüğü üzerinden varmak durumunda kalıyoruz. Bizlerin yapması gereken şeyin, tasarımdaki evrenselliği teşhir etmek olduğu kanısındayım. Bu eksende kuvvetle inandığım bir unsur da varsa, o da tasarımın demokratikleşmesi. Burada sırf profesyonel bir alıcı kitleden söz etmiyoruz. Sırf tasarım cemaatine mensup ya da buna meraklı kimselerden de bahsetmiyoruz. Biz herkese hitap ediyoruz. Burada ilgilendiğim, tasarımla daha geniş bir kitleyle etkileşimde olabilmektir. Onlara nasıl hikâyeler aktarabileceğimizi, tasarımın etkisini nasıl ulaştırabileceğimizi mesele etmektir.
Keza ben, Londra Tasarım Festivali’nin başlangıcından bu yana izlerkitle üzerinde büyük bir değişimin olduğuna bizzat şahidim. Fikrim o ki insanlar gittikçe artan bir sayı ile tasarıma yönelik ilgileri etrafında bir araya gelmekte. Zaten bunu dışa vururken, bireylerin kendi evlerinde tasarımla kurdukları ilişki de bize çok, çok şey anlatıyor. Satın aldıkları şeylerden bunu anlayabiliyoruz. Bu kitlenin insanları gün geçtikçe yaptıkları tasarım tercihlerinde güveni ve merakı daha çok önceliyor. Bu da onları daha talepkâr yapıyor. Her şey onlar için bir öğrenme alanına dönüşüyor.
Büyük Britanya’da bu konuda açılmış okullar gündeme geldiğinde, hani neredeyse bir neslin buna başvurduğuna tanık olduk. Ardından tasarımı konu edinen TV programları gündeme geldi. İnsanlar izledikleri programlar vesilesiyle evlerini dönüştürmeye koyuldular. Böylece tasarım giderek evrensel bir hale geldi ki, bunda medyanın tazyiğinin büyük etkisi var. Hatırladığım bir şey vardı, eskiden tasarımla ilgili basında neredeyse hiç haber bile okunmazdı! Ama bugün, son nesle bakın, bir patlama yaşanıyor ki bu gerçekten tayin edici bir değişim. Bu yavaşlamak şöyle dursun, aksine hızlanıyor da. Alıcı kitledeki bu değişim öncelik taşıyor, zira bundan etkilenen markalar, teknolojilerini de yeni icatlara zorluyor. Bu da kentleri, ulusal hükümetleri durup düşünmeye sevk ediyor.
Yine Büyük Britanya’da yaratıcı ekonomilerin gittikçe ne kadar öncelikli hale geldiği malumumuz. Burada yarım asırlık bir süreçten söz ediyoruz ki, sırf Londra’da beş meslekten biri yaratıcı endüstrilere ait. Bu vesileyle İstanbul ve Türkiye’nin de buna eklenmesi gerek. Zira komşularınız da bu sektörde uzun vadeli işbirliğine girişiyor. Eğer Türkiye bu alanda geride kalacak olursa, bu konuda en azından ufak bir seviyede bile olsa bariz strateji ve politikalar gütmezse, ortaya kimi faaliyetler koyup, biraz olsun alanında ses çıkarmazsa, durum farklı olacak.”
Bu durumun size göre ‘etik’ uzantıları da yok mu ?
Kuşkusuz. Bu konuda verilebilecek örneklerden biri, ihraç edilen ahşap veya kereste sektörüyle dile getirilebilir. Bu materyalin ancak sürdürülebilir orman alanlarından çıkarılması elzemdir. Ülke toprakları veya mirasına zarar vererek daha fazla ürün adına bunu yapamazsınız. Bunu yaparsanız yaşanan tek kullanımlık durumun üreteceği sonuçları da göze almak durumunda olursunuz ki, bu konu gittikçe önem kazanıyor. Şeylerin yeniden işlevlendirilmesi, kullanılması, bildiğimiz gibi tasarım alanı için de harika bir yeniden ilgilenme, düşünme ve üretme kaynağı olarak beliriyor.
Günümüz teknoloji şirketleri bugün halen bunun aksine bir üretim mantığı gütmüyor mu? Elinizdeki telefon için bile bir ömür biçiliyor. Niye, çünkü sizden gidip ‘yeni’sini almanızı bekliyorlar.
Dünyada artan milliyetçilik etkisi ile, ABD ile dönüşen ilişkiler ve Brexit süreciyle kendini ‘yeniden tasarlamak’ durumunda kalan Avrupa Birliği hakkındaki görüşleriniz neler ?
Bana göre Büyük Britanya verdiği Brexit kararı ile çok büyük bir yanlış yaptı. Bu bize kültürel ve ekonomik bağlamda adeta bir felaket olarak döndü. Biliyorsunuz, AB ile ticaretimizin seviyesi yüzde 45 dolayındaydı. Bir ticaret sözleşmemizin bile olmaması, bu delilik!
Bu esnada ABD de çok farklı bir başkan ile yola devam ediyor. Ama fikrim o ki tüm bu koşullar da AB’yi durum üzerine tekrar düşünmeye sevk ediyor. Umuyorum ki, yaşananlar yapılması gerekene dair yeni güç ve odaklanma imkânları da verecektir. Daha önce de söylediğim gibi, tartıştığım bazı kişiler AB’nin gittikçe daraldığından bile söz ediyor. Nüfus sorunu yaşanıyor, genç nüfus ortada yok, bebek sayısı düşüyor. İtalya gibi ülkelere bakın; bariz bir nüfus krizi içinde.
Bununla birlikte küresel ısınmanın da getirdiği sorunlar ortada. Geniş ölçekli jeopolitik sorunlara gerek ülke gerekse kıtalar bazında değinilmiyor. Türkmenistan gibi ülkelere yakın zamanda gittim gördüm; inanılmaz hızla ilerliyorlar. Bu arka planı göz önüne aldığımızda, hepimizin büyük bir meydan okuma ile baş başa olduğunu düşünebiliriz. Umalım ki tasarımcılar da yaratıcı duruşlarıyla insanlara bu sorunlar karşısında kendi çözümlerini iletebilirler.
Günümüzde gerek küresel medya markaları, gerekse yapay zekâ motorlarının veya PR kurumlarının ‘ürettiği’ sözde ‘enformasyon’a dönük maksatlı tasarım girişimleri hakkındaki olası analiziniz ne olabilir?
Bugün enformasyon içinde boğuluyoruz. Doğru enformasyonu nasıl bulacağımız, bugün herkes için bir kutsal soru haline geldi. Önümüzde farklı ajandalara hizmet eden, farklı medya örgütleri duruyor. Elimizde sizi sırf tek bir yöne doğru savuran sözde ‘arama motorları’ var. Öyle bir benzersiz dönemdeyiz ki, sadece ne bulmak istemediğimiz karşımıza çıkarılır hale geldi. Bundan ne öğrenebiliriz? Bunu nasıl dönüştürür, nasıl bir karar mekanizmasına sevk edebiliriz peki? İşte bu, günümüzün en büyük mücadele alanlarından biri. Yani, elimizde telefonla yaşama ‘hastalığı’ malûm. Bu yüzden birçok şeye odaklanma yeteneğimizden ediliyoruz.
‘Hikâyeden hikâyeye’ savruluyor, sözde ‘enformasyon’ boğulması yaşıyoruz. Keşke kişilerin bundan geri durabilmesi adına size verebilecek bir çözümüm olabilseydi! Bir an için durup, önemli şeyler hakkında düşünmemize vesile olabilseydim. Peki, ben ne yapıyorum, onu diyeyim: Telefonumu kapatıyorum. Evet, yapmak zor, ama böylece oturup, okuyabiliyorum. İnsanlarla sohbet edip öteki işlerime yöneliyorum. Bu yaratılanın tiranlıktan farkı yok. Lakin bu türlü ‘enformasyon’un varlığı aynı zamanda bazen bir hazineden de farksız olabiliyor.
Günümüzde gerek bağımsız medya gerekse tröstler tarafından pazarlanan ‘enformasyon’un bir kapital olarak belli ekonomik zümrelere satışı, bilgi erişimi adına demokrasi ve hakça eşitlik bir kabahat sayılmaz mı?
Hatırlayın, İnternet icat edildiğinde, en başta her şey bedavaydı! Medya organizasyonları bu özgür ortam ile mücadele adına çok zorlandı. Bu da onları enformasyondan çıkar sağlamak adına farklı metotlar bulmaya sevk etti. Şimdi yeni bir aşamadayız. Ve yapay zekâ da bu konuda büyük bir müdahil olarak görülebilir. Yani, siz yapay zekâdan ne düzeyde faydalanıyorsunuz, bilmiyorum. Bu alanda Londra’da birkaç yaratıcı projeden söz edebilirim. Yaratıcı topluluğun bu konuya dair kuşkusu malumumuz. Birçok tasarımcı, bu alandan çıkacak görsel ve yaratıcı neticelerin yeterince iyi olmadığı konusunda halen ısrarlı. Ama birçok vakada da bunun tersi söz konusu. Fakat bu uzun sürmeyecek. Yapay zekâ için hakikaten büyük bir yapı diyebiliriz. Yine de yeni teknolojilerin, fikirlerin, üretimlerin nihayetinde sadece birer aygıt olduğu unutulmamalı. Bunlar birer algoritmanın çıktısı. Neticede elimize ne geçerse, onu kendi arzumuz temelinde kullanıyoruz. Sanırım bu konuya biraz daha olumlu bir çerçeveden yaklaşmak uygun olacak. Bu bir nevi endüstriyel devrim laboratuvarı, değil mi? Hayatlarımızdaki etkisi giderek daha bariz olacak. Eğer bundan çekinirsek, bize ne fayda sağlar ki?
Yakın zaman önce Çin’de, insanların yapay zekâ temelli robotlarla akrobatik hareketleri basına yansıdı. Yine büyük kurumlar arasındaki marka savaşları da yaşanmaya devam ediyor. Batı’dan Doğu’ya bu minvalde bakışınız ne olabilir?
Ulusal tasarım markalarının uzun süre önce çöktüğü kanaatindeyim. Artık tasarım mefhumunu onun sırf nereden geldiği üzerinden tasnif etmenin de çok güç olduğu fikrindeyim. Tasarım bu arada alenen küresel bir unsur. Buna mukabil, bir örnek vermek gerekirse Çin günümüzde dünyanın en büyük tüketici pazarına sahip ve 1,3 milyar kişi, Çin’de üretilmiş mallarla hemhal oluyor! Bu ürünler genellikle iç pazara hitap ediyor. Dışarıda alternatif bir hakikat yaşanırken, öyle veya böyle ortaya bir Çin tasarım kültürü de çıkmıyor değil. Yarattığı pazarın neredeyse sınırsız olduğu tartışılıyor. Bu sırada, ülkelerimiz ve Çin arasında da Hindistan’ın varlığını eklemek lüzumlu görünüyor. Orası da ‘patlıyor’. Dünyanın en büyük nüfuslarından biri orada bulunuyor. Hindistan’ı da bu genişleme adına izlemeye almamız gerekiyor. Henüz bu değişimin, gelişimin en erken safhasındayız denebilir.


