Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » 'Türk Tangoları' yeniden hayat buluyor

'Türk Tangoları' yeniden hayat buluyor

'Türk Tangoları' yeniden hayat buluyor25 Nisan 2026 - 05:04
Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin 27 Nisan 'Türk Tangoları' konseri, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne uzanan bir müzik serüveninin canlı bir hatırlatması.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Dramatik ve lirik bir anlatım biçimi olan Tango, Buenos Aires’in kenar mahallelerinden doğup Paris salonlarında kabul gördü; Türkiye’de ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında modernleşme arzusunun bir sembolüne dönüştü. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sahnesinde yeniden hayat bulan Türk tangosu, geçmişin duygularını bugünün estetiğiyle buluşturuyor.
 
Arjantin’den Türkiye’ye uzanan bir kültürün hikâyesi
 
Tango, 19. yüzyılın sonlarında Arjantin’in Buenos Aires ve Uruguay’ın Montevideo liman kentlerinde doğdu. Göçmenlerin hüzünlü melodileri, Afrikalı toplulukların ritimleri ve Avrupa valsiyle birleşerek dramatik bir müzik ve dans formu yarattı. Başlangıçta alt sınıfların müziği olarak görülen tango, 1900’lerin başında Paris’e taşındığında aristokrat çevrelerde kabul gördü ve kısa sürede uluslararası bir üne kavuştu, yalnızca bir dans değil; aşk, ayrılık, özlem ve tutkunun sahneye taşındığı bir kültürel ifade biçimi olarak benimsendi.
 
Dünyada tangonun en ünlü temsilcileri arasında Carlos Gardel öne çıkar; “Por una Cabeza” ve “El día que me quieras” yorumları tangonun evrensel ikonlarıdır. Gardel’in sesi, tangoyu Arjantin’in ulusal kimliğiyle özdeşleştirdi. 20. yüzyıl ortasında ise Astor Piazzolla, tangoyu yeniden tanımlayarak “nuevo tango” akımını başlattı. “Libertango” ve “Adiós Nonino” gibi eserleriyle tangoyu klasik müzik ve cazla buluşturdu, böylece tango konser salonlarının da vazgeçilmez repertuvarı haline geldi.
 
Türkiye’ye gelişi ve ilk besteciler
 
Tangonun Türkiye’deki serüveni, batılılaşma idealiyle birleşerek hem sahnede hem de plaklarda bir kimlik kazandı.
 
Türk tangosu, Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul’un kültürel hayatında doğdu ve önce yabancı melodilere Türkçe sözler yazılarak yani aranjmanlarla duyuldu. Arjantin’den Avrupa’ya yayılan tango, Türkiye’de batılılaşma idealiyle birleşerek yeni bir kimliğin parçası haline geldi. Necip Celal Andel’in 1928’de bestelediği “Mazi Kalbimde Yaradır”, bu serüvenin başlangıcı olarak kabul edilir.
 
 
Necip Celal Andel
 
Ardından Necip Celal Andel 1928’de bestelediği “Mazi Kalbimde Yaradır” ile Türk tangosunun ilk özgün örneğini verdi. 1930’lu yıllarda Seyyan Hanım’ın seslendirilen ve taş plaklara kaydedilen eser, Cumhuriyet dönemi modernleşme arzusunun müzikal ifadesi oldu.
 
 
Seyyan Hanım
 
1930’lu ve 40’lı yıllarda Münir Nurettin Selçuk’un seslendirdiği “Kalamış”, Fehmi Ege’nin “Sevdim Bir Genç Kadını” ve “Mehtaplı Bir Gecede , Necdet Levent’in “Çok Ağladım Çok İnledim” gibi eserler tangonun Türkçe sözlerle duygusal bir anlatım biçimine dönüşmesini sağladı. Kadri Cerrahoğlu, Ziyaettin Sarıkartal, Halit Bedii Akçay ve Nusret Rıfkı gibi bestecilerin eserleriyle repertuvar genişledi. 1930’lu ve 40’lı yıllarda tango, İstanbul’un gazinolarında ve Ankara’nın balo salonlarında bir sosyal ritüel haline geldi. Necdet Koyutürk, 1940’lardan itibaren tango besteleriyle türün en üretken isimlerinden biri oldu; “Papatya” adlı tangosu 1948’de İngiltere’de Columbia Records tarafından taş plak olarak basıldı ve yurt dışında yayımlanan ilk Türkçe beste olarak tarihe geçti.
 
 
Münir Nurettin Selçuk
 
1950’lerden itibaren plak kayıtları tangonun yayılmasını hızlandırdı. Plak kayıtları sayesinde tango geniş kitlelere ulaştı ve evlerde dinlenen bir tür haline geldi. Zeki Müren’in yorumları, tangoyu popüler müzikle buluşturdu ve geniş kitlelere ulaştırdı. Bu dönemde tango, yalnızca dans müziği değil, sahne şarkısı olarak da kabul gördü.
 
Türkiye’de tango bir dönem çok güçlü bir popülerlik kazanmışken, 1960’lardan itibaren hızla geri plana düştü. Bunun temel nedenleri müzik endüstrisinin yön değiştirmesi, pop ve arabesk gibi türlerin yükselmesi, dans kültürünün değişmesi ve tangonun daha çok sahne sanatlarına kaymasıydı.
 
1950’lerden sonra Türkiye’de plak piyasasında popüler müzik, özellikle Zeki Müren’in sahne şarkıları ve ardından arabesk yükseldi; tango bu yeni akımların gölgesinde kaldı. 1930–50 arasında balo salonlarında bir sosyal ritüel olan tango, 1960’lardan itibaren disko ve popüler dansların öne çıkmasıyla gündelik eğlenceden çekildi. TRT’nin yayın politikaları ve popüler müzik programları tangoyu nostaljik bir tür olarak konumlandırdı; yeni kuşaklar için tango artık ‘eski moda’ bir müzikti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında modernleşmenin sembolü olan tango, sonraki kuşaklarda bu sembolik değerini yitirdi ve nostaljiye dönüştü.
 
Yorumcular
 
Türk tangosunun kadın sesleri arasında Seyyan Hanım tarihi bir dönüm noktası; ilk Türkçe tangoları seslendiren sanatçı olarak türün gelişiminde kritik rol oynadı. Özellikle ilk Türkçe tangoyu seslendiren isim olarak tarihe geçen 1913 Selanik doğumlu Seyyan Oskay, Türkiye’de kadınların sahneye çıkmasına da öncülük eden isimlerden biriydi. Necip Celal Andel’in “Mazi Kalbimde Yaradır” ve “Ayrılık” tangolarını 1932’de plağa doldurarak Türk tangosunun ilk kadın seslerinden biri oldu. Moulin Rouge (Kırmızı Değirmen) gibi mekânlarda sahne aldı ve dönemin en çok dinlenen kadın tangocularından biri olarak tarihe geçti.
 
1970’lerde sahneye çıkışıyla nostaljik türleri yeniden popülerleştiren Nurhan Damcıoğlu akla gelen bir diğer isim. Damcıoğlu daha çok kanto ile tanınsa da repertuvarında tango etkileri de bulunuyordu. Tangonun sahne estetiğini kanto ile harmanlayan performanslarıyla dönemin gazino kültüründe önemli bir yer edindi.
 
Bunun dışında son dönemde klasik müzikten tangoya uzanan geniş repertuvarıyla hem Türkiye’de hem dünyada arpın farklı kültürlerle buluşmasını sağlayan çok yönlü bir sanatçı olan Şirin Pancaroğlu arp ile tango projeleriyle modern dönemde tangoya farklı bir yorum getirdi.  Washington Post tarafından ‘uluslararası ölçekte büyük bir yetenek’ olarak tanımlanan, Avrupa, Amerika, Asya ve Latin Amerika’da konserler veren; Türkiye’de İstanbul Müzik Festivali, Ankara Festivali, İzmir ve Mersin Uluslararası Festivalleri gibi etkinliklerde sahne alan; Tokyo Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası gibi topluluklarla solist olarak çalışan Pancaroğlu’nu tangoyla buluşturan en önemli çalışması “Cafe Tango” projesi. Sanatçı bu projede tangoyu arp üzerinden yeniden yorumladı, uluslararası turnelere çıkarak tangonun farklı bir çalgıyla nasıl hayat bulabileceğini gösterdi.
 
Şirin Pancaroğlu’nun 2010’da başlattığı ve 2015’te Kalan Müzik etiketiyle albüm olarak yayınlanan çalışmada arpın farklı tınılarıyla tango yeniden yorumlandı hem Arjantin tangosunun klasik örnekleri hem de Türkçe sözlü yeni besteler bir araya getirildi.
 
 
Şirin Pancaroğlu
 
Projenin en önemli özelliği, tangoyu Türkiye’ye ilk kez ulaştığı 1930’lu yılların atmosferini hatırlatarak modern bir sahne estetiğiyle yeniden canlandırması. Pancaroğlu’na vokalde Bora Uymaz, gitarist Ricardo Moyano ve bandoneon ustası Carlos Gustavo Battistessa eşlik ettiği projenin konserlerinde ise kontrbasta Arda Agoşyan ve vokalde Dilek Türkan yer aldı.
 
“Cafe Tango” yalnızca bir albüm değil, aynı zamanda teatral bir sahne projesi olarak tasarlandı. Pancaroğlu, tangoyu arp üzerinden yorumlarken vals, milonga ve candombe gibi Latin türlerini de sahneye taşıyarak, böylece hem nostaljik hem çağdaş bir müzik deneyimi sundu ve tangoyu Türkiye’de yeniden gündeme taşıyan özgün bir çalışma olarak tarihe geçti.
 
1980’lerden itibaren Turgay Erdener’in “Afife” uvertürü ve Okan Balcı’nın “Denizde Akşam” gibi eserleri, tangoyu yeniden klasik müzik sahnesine taşıdı. Böylece Türk tangosu, nostaljik bir tür olmaktan çıkıp çağdaş bir ifade biçimi kazandı.
 
Günümüzde tango
 
Dünyada ise tango hâlâ canlı çünkü Arjantin ve Uruguay’da ulusal kimliğin bir parçası olarak görülüyor. Buenos Aires’te düzenlenen Dünya Tango Festivali her yıl binlerce dansçıyı ve müzisyeni bir araya getiriyor. Ayrıca UNESCO tarafından ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ olarak kabul edildi ve devlet desteğiyle yaşatılıyor.
 
Carlos Gardel’in mirası hâlâ canlı; “Por una Cabeza” gibi eserler sinema ve sahne dünyasında tekrar tekrar kullanılıyor. Astor Piazzolla’nın ‘nuevo tango’ akımı tangoyu klasik müzik ve cazla buluşturarak konser salonlarında yaşatıyor, dünyanın dört bir yanında orkestralar Piazzolla eserlerini repertuvarlarına alıyorlar. Avrupa’da özellikle Fransa, Almanya ve Finlandiya’da tango kulüpleri ve festivalleri hâlâ çok güçlü.
 
 
Astor Piazzolla
 
Günümüzde tango sahnesinde öne çıkan isimler hem müzikte hem de dans dünyasında farklı kuşakları temsil ediyor. Arjantinli Leandro Bojko ve Micaela Garcia, Dünya Tango Şampiyonası’nda kazandıkları birincilikle uluslararası arenada en tanınan çiftlerden biri haline geldiler.
Son yıllarda Tango dansına da ilgi arttı ve bir çok kurs açıldı. Türkiye’de resmi bir “Tango Federasyonu” bulunmuyor ancak tango dansı için uluslararası geçerliliği olan yarışmalar ve organizasyonlar düzenleniyor. En önemlisi, İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan ve bu yıl 12–14 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek “Turkish Tango Championship” . Bu yarışma Buenos Aires Dünya Tango Şampiyonası’nın resmi ön elemelerinden biri ve kazananlar Türkiye’yi Arjantin’de temsil etme hakkı kazanıyor. Türkiye’den Batuhan Boy ve Nida İnceoğlu, Avrupa şampiyonluklarıyla dikkat çekiyor ve İstanbul başta olmak üzere birçok festivalde sahne alıyorlar.
 
Çağdaş topluluklardan Gotan Project elektronik öğelerle tangoyu yeniden yorumlayarak 2000’lerde büyük bir kitleye ulaştı. Bajofondo, Gustavo Santaolalla’nın öncülüğünde Arjantin ve Uruguay kökenli bir grup olarak elektronik tango ve rock öğelerini harmanlıyor. Ayrıca Diego Schissi ve Juan Pablo Navarro gibi günümüz Arjantinli müzisyenler, klasik tango ile modern armonileri birleştirerek yeni bir estetik yaratıyor.
 
 
Batuhan Boy ve Nida İnceoğlu
 
Böylece tango, hem geleneksel köklerini koruyan hem de modern yorumlarla genişleyen bir sahneye sahip; dansçılar ve müzisyenler farklı coğrafyalarda bu kültürü canlı tutmaya devam ediyor.
 
Türkiye’de ise artık kültürel bir miras haline gelen tango, repertuvarında yer alan yaklaşık bir asırlık birikimiyle zengin bir discografiye sahip. Necip Celal Andel’in ilk tangosu hâlâ sahnelerde yankılanırken, Münir Nurettin Selçuk’un yorumları ve Fehmi Ege’nin eserleri klasikleşmiş örnekler olarak korunuyor. Zeki Müren’in plakları tangoyu popüler müzikle harmanlarken, çağdaş besteciler Turgay Erdener ve Okan Balcı tangoyu yeniden sahneye taşıyor.
 
Tango, Türkiye’de artık çok görünür olmasa da, geçmişle bugünü buluşturan bir kültürel miras olarak yaşamaya devam ediyor. Sahne sanatlarında ve akademik müzik çalışmalarında güçlü bir varlık sürdüren, özellikle opera solistlerinin ve senfoni orkestralarının repertuvarına giren Türk tangoları, geçmişle bağı korurken yeni kuşak yorumcularla güncel bir kimlik kazanıyor.
 
Türk Tangosu’nun özgün kimliği
 
Türk tangosu ile Arjantin veya dünya genelindeki tango arasında elbette farklar var. Arjantin tangosu köken itibarıyla göçmen kültürünün, liman kentlerinin ve alt sınıf mahallelerinin müziği olarak doğdu; dramatik, melankolik ve tutkulu bir anlatım biçimiyle evrensel kimlik kazandı. Carlos Gardel’in romantik yorumları ve Astor Piazzolla’nın “nuevo tango” akımı bu evrensel kimliği pekiştirdi.
 
Türkiye’de ise tango, Cumhuriyet’in ilk yıllarında batılılaşma ve modernleşme sembolü olarak benimsendi. Necip Celal Andel’in, Münir Nurettin Selçuk’un, Necdet Koyutürk’ün eserlei tangoyu Türkçe sözlerle ve yerel duygularla yeniden şekillendirdi. Bu nedenle Türk tangosu, Arjantin tangosunun müzikal formunu korurken, sözlerinde ve melodik yapısında Türk müziğinin lirizmini ve duygusal yoğunluğunu taşıdı.
 
Arjantin tangosu daha çok dans ve dramatik sahne kimliğiyle öne çıkarken, Türk tangosu şarkı formuna ağırlık verdi yani bizde tango bir ‘dinleme ve söyleme’ kültürü olarak gelişti. Bu da ona ayrı bir kimlik kazandırdı. Arjantin’den gelen form benimsendi ama yerel sözler, melodik yapı ve Cumhuriyet dönemi modernleşme ideali sayesinde kendine özgü bir kimlik kazandı. Bu yüzden Türk tangosu, dünya tangosunun bir parçası olmakla birlikte, ayrı bir kültürel damarı temsil ediyor.
 
Ankara DOB “Türk Tangoları” konseri
 
27 Nisan’da CSO ADA Ankara Ziraat Bankası Ana Salon’da Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından saat 20.00 itibarıyla sahnelenecek Türk Tangoları konseri, bu tarihsel mirası yeniden canlandıran özel bir etkinlik olacak. Programda yer alan eserler, uzun yıllardır DOB orkestrasını yöneten ve Türk bestecilerinin eserlerini sahneye taşıma konusundaki titizliğiyle tanınan deneyimli şef Sunay Muratov yönetimindeki orkestra eşliğinde sahneye taşınırken, solistlerin güçlü yorumları tangonun dramatik ve lirik yönünü ortaya koyacak.
 
Konserin solistlerinden, Ankara DOB’un önde gelen sopranolarından Selva Erdener hem klasik opera repertuvarında hem de Türk bestecilerinin eserlerinde sahne alan ve sesi, tangonun zarif ve duygusal boyutunu öne çıkartan bir isim. Feryal Türkoğlu ve Nihan İnan, mezzo ve soprano renkleriyle tangonun farklı duygusal tonlarını yansıtarak konserin çeşitliliğini artıracak. Aykut Çınar ve Ayhan Uştuk, tenor yorumlarıyla Türk tangosunun lirizmini sahneye taşıyacak; özellikle dramatik pasajlarda seslerinin parlaklığı tangonun yoğun duygusunu dinleyiciye aktaracak. Serkan Kocadere ise bariton sesiyle eserlere derinlik ve dramatik yoğunluk katacak.
 
Konserin görsel boyutunu ise dansçılar İrem Hançerli ve Murathan Güler tamamlayacak. Sahne performansları, tangonun yalnızca bir müzik değil aynı zamanda bir dans ve dramatik bir anlatım biçimi olduğunu hatırlatacak.
 
Böylece Ankara DOB’un sahnesinde, geçmişin unutulmaz tangoları ile çağdaş yorumlar bir araya gelecek. Tango, Arjantin’in kenar mahallelerinden doğup Paris salonlarında kabul gördüğü yolculuğunu, Türkiye’de Necip Celal Andel ve Necdet Koyutürk gibi bestecilerle kazandığı özgün kimliği ve Zeki Müren gibi sanatçılarla ulaştığı popülerliği hatırlatarak bugünün sahne estetiğiyle yeniden hayat bulacak.
 
Ankara DOB Türk Tangoları
20.00 CSO ADA Ankara Ziraat Bankası Ana Salon
 
Orkestra Şefi: Sunay Muratov
Solistler
Sopranolar: Selva Erdener, Feryal Türkoğlu
Mezzo Soprano: Nihan İnan
Tenorlar: Aykut Çınar, Ayhan Uştuk
Bariton: Serkan Kocadere
Dansçılar: İrem Hançerli, Murathan Güler
 
Program
“Afife Jale” - Tango Uvertür
“Siyah Gözler”: Serkan Kocadere (Bariton)
“Geçer”: Selva Erdener (Soprano)
“Papatya Gibisin”: Aykut Çınar (Tenor) - Dans
“En Son Hatıran”: Nihan İnan (Mezzo Soprano)
“Sana Nerden Gönül Verdim”: Ayhan Uştuk (Tenor)
“Hasret”: Feryal Türkoğlu (Soprano)
“Canım“: Selva  Erdener
“Sensiz Kaldığım Geceler”: Serkan Kocadere (Bariton)
“Kıskanıyorum”: Nihan İnan (Mezzo Soprano)
“Dinle Sevgili”: Aykut Çınar (Tenor)
“Denizde Akşam”: Selva Erdener (Soprano)
“Sevdim Bir Genç Kadını”: Ayhan Uştuk (Tenor) - Dans
“Çok Ağladım Çok İnledim”: Feryal Türkoğlu (Soprano)
“Mazi Kalbimde Yaradır”: Tüm Solistler - Dans