Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » UGFF: Londra’da yeni dalga Anadolu mutfağı

UGFF: Londra’da yeni dalga Anadolu mutfağı

UGFF: Londra’da yeni dalga Anadolu mutfağı24 Nisan 2026 - 06:04
Yemekle anlatılan hikâyelerin sinema diliyle buluştuğu nadir platformlardan biri olan Uluslararası Gastronomi Film Festivali, Londra edisyonunda kültürlerarası bir düşünce alanı kurdu.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Gastronomi ile sinemanın kesişiminde konumlanan Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), Londra’da gerçekleştirdiği özel edisyonla disiplinler arası bir anlatı kurmayı sürdürdü. “Londra’da Yeni Dalga Anadolu Mutfağı” temasıyla düzenlenen etkinlik; akademisyenleri, şefleri, sinemacıları ve kültür araştırmacılarını aynı masa etrafında buluştururken, yemeğin yalnızca bir tüketim nesnesi değil, aynı zamanda bir hafıza ve kimlik taşıyıcısı olduğunu yeniden hatırlattı. Festivalin Londra ayağı, içerdiği paneller ve film gösterimleriyle gastronomiyi sosyolojik, politik ve estetik boyutlarıyla ele alan kapsamlı bir çerçeve sundu.
 
Festivalin doğuşu ve küresel yolculuğu
 
Uluslararası Gastronomi Film Festivali; kurucusu Gülper Ergün’ün vizyonuyla, gastronomiyi anlatı, temsil ve kültürel aktarım biçimi olarak ele alan bir platform olarak şekillendi. Festivalin çıkış noktası, yemekle kurulan ilişkinin aslında çok katmanlı bir hikâye anlatımı olduğu fikrine dayanıyor. Bu yaklaşım, zamanla festivali yalnızca film gösterimlerinin yapıldığı bir organizasyondan çıkarıp, düşünsel üretimin merkezine yerleştirdi.
 
İlk yıllarından itibaren farklı şehirlerde düzenlenmesi planlanan festival, bu anlamda küresel bir dolaşım fikrini de içeriyor. Londra edisyonu ise bu vizyonun önemli duraklarından biri olarak öne çıkıyor. Çok kültürlü yapısıyla bilinen şehir, Anadolu mutfağının göçle birlikte nasıl dönüştüğünü gözlemlemek için güçlü bir laboratuvar işlevi görüyor.
 
 
Akademi ve kültürün kesişimi
 
Festivalin Londra’daki açılışı, akademik dünyanın önemli isimlerini bir araya getirdi. Birkbeck Londra Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler Profesörü Prof. Alejandro Colás ile Sosyal Bilimler Okulu Kıdemli Öğretim Üyesi Dr. Jason Edwards’ın konuşmaları, etkinliğin teorik zeminini belirledi. Açılışın devamında söz alan Gülper Ergün ise festivalin temel yaklaşımını net bir şekilde ortaya koydu.
Ergün’ün konuşması, gastronominin yalnızca yemek değil; anı, kültür ve insan deneyimi olduğuna dair güçlü bir vurgu içeriyordu. Yemeklerin içinde saklı olan göç hikâyeleri, aile bağları ve coğrafi izler, festivalin ana eksenini oluşturdu. Sinemanın bu hikâyeleri görünür kılmadaki rolü ise festivalin neden özellikle bu iki alanı bir araya getirdiğini açıkça ortaya koydu.
 
Anadolu mutfağının Londra’daki dönüşümü
 
Festivalin ilk paneli, Anadolu mutfağının Londra’daki çağdaş yolculuğuna odaklandı. Şef ve yemek yazarı Melek Erdal, Mangal 2 restoranının kurucusu Ferhat Dirik ve National Geographic gezi ve yemek yazarı Berkok Yüksel’in katılımıyla gerçekleşen panel, mutfağın yalnızca tariflerden ibaret olmadığını; aynı zamanda göç, adaptasyon ve yeniden üretim süreçlerinin bir sonucu olduğunu ortaya koydu.
 
Panelde öne çıkan başlıklardan biri, geleneksel tariflerin modern mutfak teknikleriyle nasıl yeniden yorumlandığıydı. Katılımcılar, yerel malzemelerin küresel gastronomi sahnesine nasıl entegre edildiğini ve bu süreçte özgünlüğün nasıl korunduğunu tartıştı. Anadolu mutfağının Londra’daki görünürlüğünün artması, yalnızca ticari bir başarı değil; aynı zamanda kültürel bir temsil meselesi olarak ele alındı.
 
 
Görmekten çok hissettirmek
 
Festivalin önemli ayaklarından biri de film gösterimleriydi. Cenk Demirkıran’ın yönettiği “Yerüstü - Yeraltı”, Barış Duran imzalı “Göçle Gelen Zenginlik: Kars Gravyeri” ve Selin Aktaş’ın “Toprağına Renk Katanlar” adlı yapımları, gastronominin farklı katmanlarını sinema diliyle ele aldı.
 
Filmler, yemek üretim süreçlerin yanı sıra üretimin arkasındaki insan hikâyelerini, coğrafyayı ve toplumsal dönüşümü görünür kıldı. Özellikle göç olgusu, anlatıların merkezinde yer aldı. Yemek, bir araç olmaktan çıkıp, kimlik inşasının temel bileşenlerinden biri haline geldi.
 
Diaspora mutfakları
 
Festivalin ikinci paneli, Londra’daki diaspora mutfaklarını mercek altına aldı. Prof. Panikos Panayi, Prof. Dr. Susan Parham, Prof. Alejandro Colás ve Dr. Jason Edwards’ın katılımıyla gerçekleşen oturum, yemek kültürünün sosyolojik boyutunu derinlemesine tartıştı.
 
Panayi, yemek alışkanlıklarının çevresel koşullar ve göç süreçleriyle nasıl değiştiğini vurgularken bu dönüşümün aynı zamanda bir adaptasyon mekanizması olduğunu ifade etti. Parham ise şehirlerin yalnızca fiziksel yapılarla değil, mutfak kültürüyle de şekillendiğini belirtti. Edwards, ‘yeni dalga’ Anadolu mutfağı üzerinden yenilik ve otantiklik kavramlarının sabit olmadığını ortaya koyarken; Colás, ekonomik dinamiklerin mutfak kültürü üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekti.
 
Tartışmalar, gastronominin aslında politik, ekonomik ve kültürel süreçlerle ne kadar iç içe olduğunu gösterdi. Yemek, bir süreç olarak ele alındı.
 
 
Aynı masada buluşmak
 
Etkinlik, Londra’daki Tas Restaurant’ta düzenlenen akşam yemeğiyle sona erdi. Kapanış, festivalin temel fikrini somutlaştıran bir an olarak öne çıktı: Farklı kültürlerin aynı masa etrafında buluşması.
 
Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Londra edisyonu, düşünsel bir alan, bir karşılaşma zemini ve kültürlerarası bir diyalog olarak hafızalara kazındı. Gastronomi ile sinemanın kesişiminde kurulan yapı, önümüzdeki yıllarda farklı şehirlerde yeni anlatılar üretmeye devam edecek gibi görünüyor.
 
UGFF 2026  (5-7 Haziran)
 
Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), bu yıl ikinci kez düzenleniyor. 2026 edisyonu, festivalin henüz erken döneminde olmasına rağmen hızla uluslararası bir platforma dönüştüğünü gösteriyor; ilk yıllarından itibaren hem Türkiye içinde (Çeşme-Urla hattında) hem de Londra gibi şehirlerde yan etkinliklerle genişleyen bir yapı kurmuş durumda.
 
2026 programıyla kapsamını genişleterek gastronomi ile sinemayı bir araya getiren çok katmanlı bir deneyim alanı sunan ve bu yıl 5–7 Haziran tarihleri arasında ağırlıklı olarak Urla’da gerçekleşecek festival, yalnızca film gösterimlerinden oluşan bir yapıdan ziyade, kültürel üretimi merkeze alan disiplinler arası bir platform olarak kurgulanıyor. Gastronomiyi yalnızca yemek kültürü üzerinden değil; hafıza, kimlik, göç ve toplumsal dönüşüm bağlamında ele alan festival, sinemanın anlatı gücünü bu alanlarla buluşturmayı hedefliyor.
 
‘Klazomenai Uluslararası Kısa Film Yarışması’
 
Programın merkezinde her zamanki gibi film gösterimleri yer alıyor. Gastronomi temalı kısa film seçkilerinin yanı sıra ‘Klazomenai Uluslararası Kısa Film Yarışması’ da festivalin önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Kurmaca, belgesel, senaryo ve mobil film kategorilerini kapsayan yarışma, yemek ve kültür ilişkisini yaratıcı biçimlerde ele alan yapımları uluslararası ölçekte görünür kılmayı amaçlıyor. Bu yönüyle festival, aynı zamanda yeni üretimleri teşvik eden bir alan açıyor.
 
Festivalin bir diğer güçlü ayağını ise eğitim ve atölye programları oluşturuyor. ‘Sine Sınıf’ ve ‘Gastro Sınıf’ başlıkları altında düzenlenen uygulamalı çalışmalar, sinema ve gastronomi alanlarında üretim yapmak isteyen katılımcılara doğrudan temas imkânı sunuyor. Ustalık sınıfları, yaratıcı atölyeler ve sektör profesyonelleriyle gerçekleştirilen oturumlar, festivalin öğrenme ve paylaşım odaklı yapısını güçlendiriyor.
 
Ayrıca programda yer alan paneller ve söyleşiler, gastronomiyi daha geniş bir düşünsel çerçevede ele alıyor. Şefler, akademisyenler, yönetmenler ve yazarların katılımıyla gerçekleşecek oturumlarda, yemek kültürünün sosyolojik ve kültürel boyutları tartışmaya açılıyor. Göçle taşınan tarifler, yerel mutfakların küresel sahnedeki dönüşümü ve gastronominin kimlik inşasındaki rolü gibi başlıklar, festivalin entelektüel derinliğini belirleyen unsurlar arasında yer alıyor.
 
 
Deneyim odaklı etkinlikler
 
UGFF 2026’nın en dikkat çekici yönlerinden biri de deneyim odaklı etkinlikleri. ‘Tasting Cinema’ adı verilen özel bölümde izleyiciler, film izlerken sahnelerde yer alan yemekleri tatma imkânı buluyor; böylece görsel ve duyusal deneyim aynı anda kuruluyor. ‘Komşu Sofra’ gibi etkinlikler ise katılımcıları yerel üreticilerle bir araya getirerek paylaşım temelli bir gastronomi deneyimi sunuyor. Ayrıca sektör profesyonellerine yönelik düzenlenen buluşmalar ve iş birlikleri için oluşturulan alanlar, festivalin aynı zamanda bir ağ kurma platformu olduğunu gösteriyor.
 
Programda yer alan ‘Veri Gurmesi’ gibi yenilikçi başlıklar, gastronominin dijitalleşen dünyayla ilişkisini ele alırken açık hava gösterimleri ve alternatif etkinlikler festivalin kamusal alanla kurduğu bağı güçlendiriyor. Tüm bu yapı, UGFF’yi klasik bir festival formatının ötesine taşıyarak yaşayan, etkileşimli ve üretken bir platform haline getiriyor.
 
2. Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin 2026 programı, gastronomi ve sinemayı yalnızca yan yana getirmekle kalmıyor; bu iki alan arasında güçlü bir düşünsel ve deneyimsel bağ kuruyor. Yerel ile küresel arasında köprü kuran, izleyiciyi pasif bir konumdan çıkarıp sürecin parçası haline getiren bu yaklaşım, festivalin uluslararası ölçekte giderek daha görünür ve etkili bir yapı kazandığını ortaya koyuyor.