"'Vampyr' aristokrat bir Drakula değil"
Şilili yönetmen ve yazar Manuela Infante'nin sahneye taşıdığı “Vampyr”, 27-28 Haziran tarihlerinde Kundura Sahne’de izleyicilerle buluşacak. İstanbul'daki gösterimler öncesi Infante ile "Vampyr"i konuştuk.
Seyhan Akıncı
Şilili yönetmen ve yazar Manuela Infante’nin uluslararası sahnede öne çıkan işleri arasında yer alan “Vampyr”, 27-28 Haziran tarihlerinde Kundura Sahne’de izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor. Beykoz Kundura’nın ortak yapımcıları arasında yer aldığı ve Şili başta olmak üzere farklı ülkelerden gelen yaratıcı ekibiyle İstanbul’a konuk olmaya hazırlanan “Vampyr”i Manuela Infante ile konuştuk.
Manuela Infante. Fotoğraf: @Max Zerrahn
Önceki işleriniz "Estado Vegetal" ve "Cómo Convertirse en Piedra" ile başlayan araştırmanın üçüncü ayağında, "Vampyr"de 'insan olmayan' varlıkları merkeze alma yaklaşımına nasıl evrildi?
Uzun zamandır 'insan' olmanın ne anlama geldiğine dair sömürgeci fikri sorgulamak ve onu parçalamak üzerine çalışıyorum. Vampir figürü bana bunu Küresel Güney perspektifinden ifade etme imkânı veriyor. Sömürgecilik, insan ile insan olmayanın birbirinden ayrı görülmediği iç içe geçmiş kozmolojileri yok etti. Ama bu düşünme biçimleri hâlâ yaşamaya devam ediyor. Ben tiyatroyu, dayatılmış kategorilerin sorgulanabildiği bir direniş alanı olarak görüyorum. Bu yüzden bir “vampiro sudaka” yani Latin Amerikalı bir vampir yaratmak bir itaatsizlik eylemine dönüşüyor. Bu, kütüphanesinde oturan aristokrat bir Avrupa Drakulası değil. Bizim vampirimiz vahşi, melez bir yaratık; sömürgeci kimlik anlayışlarını parçalayan bir figür. Vampir mitinde beni her zaman büyüleyen onun melez doğası oldu; ne tamamen canlı ne de ölü; ne hayvan ne insan üstelik çürüyen bir varlık olduğu için bir anlamda toprağın da parçası. Vampir, dünyanın birçok yerinde karşımıza çıkan mitolojik bir figür ama benim asıl ilgimi çeken, onun kategorilere direnmesi: insan/insan olmayan, doğa/kültür, medeni/vahşi. Sömürgeciliği, bir Öteki'nin sahiplenilmesi ve sömürülmesi olarak anlarsak, bunun şu ayrımlara bağlı olduğunu fark edebiliriz: İnsan ile insan dışı, doğa ile kültür. Bu yüzden "sudaka" vampiri, şiirsel bir imgeden daha fazlası. Bir direniş eylemi, miras alınan sömürgeci mantığa karşı gelme biçimi. Bugün bile nasıl gördüğümüzü, düşündüğümüzü ve davrandığımızı derinden etkileyen bir mantık.
Vampyr. Fotoğraf: Nicolas Calderon
Yeni sömürü biçimlerine değiniyorsunuz. Tiyatronun bu tür güncel ve karmaşık meseleleri ele alış biçimi sizce ne kadar etkili olabilir?
Hiçbir insan bedeni başka bedenlerden bağımsız biçimde var olmaz. Yaşam iç içe geçmiş, simbiyotik bir yapıdır. Ve ötekini sömürmek amacıyla onu kavramsal olarak “öldürmeye” çalıştığınızda, aslında bu yaşamsal ağı da parçalamış olursunuz. İşte bu yüzden bu kategoriler tekrar tekrar başarısız olur çünkü gerçekliği yansıtmazlar. İnsan kaynaklarının sömürülmesi ile doğanın sömürülmesi arasındaki kavramsal ve dilsel ayrımı sorguluyorum. Oyunumdaki vampirler bu kategorilere direniyor. Onları bu kadar etkileyici kılan şey, iç içe geçmiş varoluş biçimlerini bedenlerinde taşımaları. Bunu COVID-19 salgınında ya da canlı organizmalarda biriken mikroplastiklerde gördük. Birbirimize derin biçimde bağımlıyız. Ve bana göre, başkalarına bağlı olmaktan kaynaklanan o kırılganlık son derece değerli bir şey. Şili’de sık sık “zonas de sacrificio” yani “fedakârlık bölgeleri” ifadesini kullanırız; bu, sömürü nedeniyle yıkıma uğramış alanları tanımlar. Bu ifade bana çok çarpıcı geliyor, çünkü ekonomik kalkınma adına bazı yaşamların ve coğrafyaların gözden çıkarılabilir olduğunu kabul ediyor. Çalışmalarım da bu feda edilen bölgelerin aslında yaşam, ölüm ve sömürünün yoğun biçimde iç içe geçtiği yerler olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu anlamda vampir; birçok parçadan oluşan, muğlaklığı ve tanımlanamaz bir varoluş hâlini bedeninde taşıyan kusursuz bir yaratık. Oyunda da söylendiği gibi: “Kısmen ölü, kısmen canlı, kısmen insan, kısmen hayvan, kısmen toprak.” 'Sürdürülebilirlik' kavramını son derece problemli buluyorum. Çünkü kelimenin kendisi bile bir tuzak içeriyor: Sürdürmek. Ama tam olarak neyi sürdürmek? Çoğu zaman mesele, hem insanı hem de insan olmayan kaynakları tüketen aynı sistemi sürdürmekten yani devam ettirmekten ibaret oluyor. Bu bana daha çok sömürü mekanizmalarının teknolojik bir dönüşümü gibi geliyor; bazen de yalnızca kimin kimi sömüreceğinin değişmesi.
Vampyr. Fotoğraf: NicolasCalderon
Hibrit varlıklar üzerinden kurduğunuz anlatı, insan-merkezci düşünceyi kırmayı hedefliyor. Seyircinin bu kırılmayı gerçekten deneyimlemesi için nasıl bir strateji izlediniz?
Provalar, belirsiz olanın kolektif bir keşfi gibiydi ve metin ortaya çıkmadan önce başlamıştı bile. Performatif araçlar ve fiziksel çalışma aracılığıyla, sabit varlıklar fikrini bireylerin tutarlı, kendi içinde kapalı ve net biçimde tanımlanmış özneler olduğu düşüncesini nasıl altüst edebileceğimizi araştırmak istedim. Kişinin kendisiyle tamamen özdeş olması gerektiğini dayatan bu katı, tek kültürlü fikri nasıl sorgulayabiliriz? Tiyatroda çoğu zaman bir karakterin tutarlı olması, açık ve sabit bir kimliğe sahip bulunması gerektiği varsayılır. Oysa bu projede tam tersini araştırıyorum: Tutarlılığa direnen, geçirgen, açık ve gözenekli varlıkları. Oyuncularla birlikte, bu hâlin sahnede nasıl beden bulabileceğini araştırdık.
Vampyr. Fotoğraf: NicolasCalderon
Yarı insan, yarı hayvan, yarı “enerji varlığı” gibi hibrit karakterleri canlandırırken nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz? Bu süreç doğaya bakış açınızı etkiledi mi?
Provalar sırasında sık sık tükenmişlik üzerine konuştuk yalnızca enerji anlamında değil, daha derin, varoluşsal bir anlamda. Tükenmiş hissetmek ne demektir? Enerji nedir? Nasıl dolaşır? Enerji yalnızca çıkarılacak bir kaynak değildir varlıkları birbirine bağlayan, yaşam biçimlerini birbirine dolayan bir şeydir. Ve yalnızca fayda üzerinden tanımlanmanın ötesinde bir varoluş biçimini hak eder. Oyunda şöyle bir cümle geçiyor: “Rüzgârın artık oyun oynamasına, etekleri havalandırmasına ya da şapkaları uçurmasına izin verilmiyor.” Artık verimli olmak zorunda bırakılıyor. Ben, hiçbir şey üretmeyen, bir amaca hizmet etmeyen ama yalnızca kendi varlığından haz alan enerji harcaması biçimiyle ilgileniyorum. Günümüzdeki sürdürülebilirlik anlayışı, enerjiye dair fazlasıyla dar bir kavrayış üzerine kurulu. Aynı zamanda tehlikeli bir inanca da yaslanıyor: İnsanların gezegeni bozduğu ve şimdi onu düzeltmek zorunda olduğu fikrine. Bu da yalnızca insan üstünlüğü yanılsamasını yeniden üretiyor. Bir telafi mantığı içinde yaşıyoruz, emisyon ticaretine bakmak bile yeterli. Ne kadar kibirli bir düşünce: Enerjiyi ve kaynakları dengeleyebileceğimizi sanmak, sanki gezegenin dengesi bizim yönetebileceğimiz bir şeymiş gibi… Devasa bir ekolojik ağın içine dolanmış durumdayız ama onun yalnızca küçücük bir parçasını algılayabiliyoruz. Telafi paradigmasını terk etmeli ve kırılganlığımızı kabul etmeye açık hâle gelmeliyiz.
Vampyr. Fotoğraf: @Franco Barrios
Oyunun “enerji üretimi” ve “tükenmişlik” temalarıyla kişisel olarak bağ kurdunuz mu?
Evet, kesinlikle. Tükenmişliğin çağımızın en tanınabilir duygulanımlarından biri olduğunu düşünüyorum. Sürekli daha fazla üretmemiz, daha fazla hareket etmemiz, daha görünür, daha ulaşılabilir ve daha verimli olmamız bekleniyor. Aynı zamanda bize, iklim krizinin çözümünün de yine daha fazla enerji üretmek olduğu söyleniyor üstelik bu kez “yeşil” bir biçimde. Bu çelişki beni çok ilgilendirdi. Elbette kendimi de bunun içinde görüyorum. Tiyatro alanında çalışıyorum ve bu alan; görünmeyen emeğin, güvencesiz çalışmanın, seyahatin, gece işlerinin, bedensel yoğunluğun sürdüğü bir yapıyla ayakta kalıyor. Bu yüzden tükenmişlik benim için soyut bir tema değil. Bedende, çalışma biçimlerinde ve sanatsal sistemlerin işleyişinde tanıdığım bir şey. Ancak eser aynı zamanda şu soruyu da soruyor: Kim tarafından ve kimin için tüketiliyor? Çünkü yeşil enerji vaadi çoğu zaman aynı eski sömürgeci yapıyı gizliyor: Bazı bölgeler, bazı hayvanlar, bazı işçiler, bazı bedenler başkalarının tüketmeye devam edebilmesi için feda ediliyor. Bu anlamda vampir sadece sahnedeki yaratık değil. Vampir aynı zamanda kendini ilerleme diye adlandırırken bedenleri, manzaraları ve gelecekleri besleyen bir sistem.
Etiketler: Milliyet Sanat Vampyr manuela ınfante İstanbul Kundura Sahne


