Verinin hafızası, sanatın geleceği
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Dijital sanatın son on yılda geçirdiği dönüşüm, artık yalnızca yeni üretim teknikleriyle değil, bu üretimlerin sergilendiği kurumlarla da tanımlanıyor. Los Angeles'ta Frank Gehry imzalı The Grand LA kompleksinde 20 Haziran'da kapılarını açan Dataland, bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri olarak konumlanıyor. Refik Anadol ile ressam Efsun Erkılıç tarafından kurulan yapı, veri görselleştirme, yapay zekâ ve çok duyulu deneyimi aynı çatı altında buluşturan dünyanın ilk yapay zekâ sanatları müzesi olarak faaliyet gösteriyor. İlk sergisi “Machine Dreams: Rainforest” ile açılan Dataland, üretken yapay zekâ destekli sanat pratiklerini kalıcı bir müze yapısına dönüştürmesi bakımından uluslararası sanat dünyasında dikkat çekiyor.
Bu yeni girişimin yatırımcıları arasına katılan Yıldız Holding ise uzun yıllardır sürdürdüğü sanat hamiliğini dijital sanat alanına taşıyor. Holding, Dataland'e 1,25 milyon ABD doları tutarında yatırım yaparken Refik Anadol'un kuruma özel geliştireceği dijital sanat eserini de koleksiyonuna dahil ediyor. Böylece klasik resim, heykel ve çağdaş sanat eserlerinden oluşan kurumsal koleksiyon, yazılım tabanlı dijital sanat üretimlerini de kapsayan yeni bir çerçeveye kavuşuyor.
Refik Anadol'un veriyle kurduğu dil
1985 yılında İstanbul'da doğan Refik Anadol, İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü'ndeki eğitiminin ardından UCLA'de Medya Sanatları alanında yüksek lisans yaptı. Kariyerinin ilk döneminden itibaren mimarlık, veri bilimi, makine öğrenmesi ve görsel sanatları ortak bir üretim zemini üzerinde buluşturan sanatçı, bugün Los Angeles merkezli Refik Anadol Studio aracılığıyla çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle büyük veri kümelerini estetik bir anlatı malzemesine dönüştüren yaklaşımı sayesinde çağdaş dijital sanatın en görünür isimlerinden biri haline geldi. Google'ın Artists and Machine Intelligence programına seçilen ilk sanatçılar arasında yer alması da kariyerinde önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Anadol'un pratiği, yapay zekâyı yalnızca teknik bir araç olarak değil, yaratıcı sürecin aktif bir bileşeni olarak ele alıyor. Arşivler, meteorolojik veriler, uzay görüntüleri, biyolojik kayıtlar ya da müze koleksiyonları gibi devasa veri setleri, sanatçının geliştirdiği algoritmalar aracılığıyla hareketli, sürekli dönüşen görsel yapılara dönüşüyor. Bu nedenle eserleri, tek bir görüntüden çok, sürekli değişen dinamik organizmalar olarak tanımlanıyor.
Kamusal alandan dünyanın büyük müzelerine
Refik Anadol'un uluslararası görünürlüğü özellikle mimari ölçekli projeleriyle hız kazandı. Walt Disney Concert Hall'un cephesine yansıtılan “WDCH Dreams”, Salt Galata için hazırladığı “Archive Dreaming”, New York'taki “Machine Hallucination”, NASA arşivlerinden yararlanan “Machine Memoirs: Space”, İstanbul'daki “Quantum Memories”, Casa Batlló için geliştirdiği “Living Architecture” ve New York Modern Sanat Müzesi'nin dijital koleksiyonundan beslenen “Unsupervised”, sanatçının en çok ses getiren projeleri arasında yer aldı. Özellikle MoMA'da uzun süre sergilenen “Unsupervised”, yapay zekâ destekli sanatın müze koleksiyonlarına kalıcı biçimde girmesinin önemli örneklerinden biri kabul edildi.
Anadol’un çalışmaları bugüne kadar MoMA, Centre Pompidou, Serpentine Galleries, Arken Museum, National Gallery of Victoria gibi birçok kurumda sergilendi; mimari yüzeylere yaptığı büyük ölçekli projeler ise Tokyo'dan Seul'e, Doha'dan New York'a kadar çok sayıda kentte izleyiciyle buluştu.
Ödüllerle şekillenen uluslararası kariyer
Yaklaşık on beş yıla yayılan kariyeri boyunca Anadol, medya sanatı ve dijital tasarım alanında çok sayıda uluslararası ödüle layık görüldü. Alman Tasarım Konseyi'nin ‘German Design Award'ı, ‘Microsoft Research’ ödülleri, ‘Lumiere Awards’ kapsamında verilen çeşitli onurlar ve medya sanatına yönelik uluslararası başarı ödülleri bunlar arasında yer alıyor. Eserleri aynı zamanda Christie’s ve Sotheby's gibi uluslararası müzayede evlerinde satışa sunularak dijital sanat piyasasının en yüksek profilli üretimleri arasında değerlendirildi.
Dataland: Sürekli değişen bir müze fikri
Dataland'i geleneksel müzelerden ayıran temel özellik, sergilenen işlerin sabit olmaması. Müzenin açılış sergisi “Machine Dreams: Rainforest”, Refik Anadol Studio tarafından geliştirilen ‘Large Nature Model’ adlı yapay zekâ sistemiyle çalışıyor. Etik biçimde oluşturulan milyarlarca ekolojik veri noktası ve dünyanın farklı yağmur ormanlarından gerçek zamanlı çevresel veriler kullanılarak oluşturulan sistem, ziyaretçilerin biyometrik verileriyle de etkileşime giriyor. Böylece görüntü, ses, koku ve mekânsal atmosfer her ziyaret sırasında yeniden şekilleniyor.
Seksen dört yüksek çözünürlüklü projeksiyon cihazı, yüzlerce milyon pikselden oluşan görüntü sistemi, çok kanallı mekânsal ses düzeni ve biyometrik sensörlerle çalışan sergi, yalnızca izlenen değil, ziyaretçinin varlığıyla değişen bir deneyim olarak tasarlanıyor. Dataland bu yönüyle, sanat eserinin tek ve değişmez bir nesne olduğu anlayışından uzaklaşarak, verinin sürekli üretildiği yaşayan bir platform öneriyor.
Kurumsal koleksiyonculukta yeni dönem
Yıldız Holding'in yatırımı yalnızca finansal bir ortaklık olarak değerlendirilmiyor. Murat Ülker'in Refik Anadol'un kariyerinin erken dönemlerinden itibaren eserlerini koleksiyonuna dahil etmesiyle başlayan ilişki, bugün kurumsal sanat koleksiyonunun dijital üretimleri de kapsayacak biçimde genişlemesine uzanıyor. Bu kapsamda hazırlanacak özgün dijital eser, klasik koleksiyon anlayışından yazılım tabanlı sanat üretimlerine uzanan yeni bir yaklaşımın parçası olacak.
Konuyla ilgili değerlendirmesinde Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, yapay zekânın sanatta yeni üretim olanakları sunduğunu, ancak insanın hayal gücü, deneyimi ve el emeğinin yerini bütünüyle alamayacağını vurguluyor. Teknolojik araçların yaratıcı süreci zenginleştirdiğini, buna karşın gelecekte insan eliyle üretilmiş eserlerin daha da değer kazanacağına inandığını belirten Ülker, Dataland'i diğer dijital sanat deneyimlerinden ayıran unsurun ise her ziyaret için yeniden üretilen özgün deneyim olduğunu ifade ediyor. Ziyaretçilerin biyometrik verilerinin, gerçek zamanlı çevresel verilerle birleşerek her seferinde tekrarlanamaz bir görsel kompozisyon oluşturduğunu belirten Ülker, bu yaklaşımın yapay zekâyı yalnızca bir üretim aracı olmaktan çıkarıp izleyiciyi de yaratım sürecinin parçası haline getirdiğini söylüyor.
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yahya Ülker ise yapay zekânın yalnızca iş yapış biçimlerini değil, yaratıcılığı ve kültürel üretimi de dönüştürdüğünü belirterek, Dataland'in teknolojinin sanatla buluştuğunda ortaya çıkabilecek yeni anlatım biçimlerini gösteren öncü bir girişim olduğunu öylüyor. Dataland'in yalnızca fiziksel bir müze olarak değil, yapay zekâ, yazılım, içerik üretimi ve üyelik modeliyle farklı şehirlerde ölçeklenebilecek bir kültür platformu olarak tasarlandığını ifade eden Ülker, Yıldız Holding'in insanı ve sanatı merkeze alan yaratıcı teknolojilere destek vermeyi sürdürdüğünü, Dataland yatırımının da bu vizyonun doğal bir uzantısı olduğunu kaydediyor.
Holding'in açıklamasına göre Dataland'in Los Angeles'ın ardından Londra, Dubai, Riyad, Hong Kong ve Seul gibi kentlerde de yeni merkezler açması planlanıyor. Böylece girişim, yalnızca tek bir müze olarak değil, veri, yapay zekâ ve medya sanatını küresel ölçekte buluşturmayı amaçlayan uluslararası bir kültür platformu olarak büyümeyi hedefliyor.


