‘Yan Yana’ pencereler, ‘Yan Köşe’ye taşındılar
Altı aylık zaman dilimleri ve jüri seçimleriyle gündeme gelen İstanbul Kabataş’taki kamusal alan ve güncel sanat projesi Yan Köşe, yeni projesi ‘Yan Yana’yı basına ve kamuoyuna tanıttı. Gelecek yıl 10 yaşına basacak olan ve Tuna Ortaylı koordinatörlüğündeki etkinliğin seçilen son sanatçısı TUNCA, eserinde Ayvalık’ta biriktirdiği 500’e yakın buluntu ahşap doğrama ile ‘Yan Köşe’nin cephesini gece ve gündüz ayrı deneyimlenen ‘mimari bir efemera’ya dönüştürdü. Toplantıda söz alan proje destekçisi Altınkılıç adına söz alan Kaan Altınkılıç ise Mecidiyeköy’deki tarihi Likör Fabrikası için başlatılan ve Mimar Emre Arolat’ın da imzasını taşıyan geri dönüşüm projesine kurumsal olarak destek verdiklerini müjdeledi.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
Gelecek yıl 10’ncu yaşını kutlayacak güncel sanat projesi “Yan Köşe”nin yeni sanatçı ve projesi Salt Galata’da düzenlenen bir basın toplantısı ile görücüye çıktı. Toplantıda, projenin daha önceki 11 sanatçısı ve üretimleri de geçmişe dönük bir sunumla katılımcılarla paylaşıldı. Proje her seferinde olduğu gibi, esere dair özel bir yayını da beraberinde getirirken, basın mensuplarıyla paylaşıldı.
İstanbul Kabataş noktasındaki, Kahve Dünyası markasının yönetim binası olarak kullanılan yapının sol cephesinin, Eylül 2017’den bu yana güncel sanat adına ve kamuya açık şekilde değerlendirildiği, altı aylık jürili sanatçı tercihleri ile gündeme taşınan “Yan Köşe” projesi, yeni sanatçısı TUNCA ile ‘Yan Yana’ isimli cephe düzenlemesini ortaya koyuyor.
Sanatçı, ‘Yan Köşe’nin Nisan ve Kasım 2026 aralıklı, girişimin bu 12. projesinde, yeniden değerlendirilen ve Ayvalık’tan İstanbul’a nakledilen 500 dolayında eski - buluntu ve orijinal - efemera ahşap pencereyi, kültürel, estetik, eleştirel ve rastlantısal bir kurgu ile ‘Yan Köşe’nin iki cephesine yerleştirmiş bulunuyor.
TUNCA, ortaya koyduğu ‘Yan Yana’ bu düzenleme ile gerek İstanbul trafiği, gerekse yaya trafiği ve dahi İstanbul Boğazı’nın çok yönlü yüzer trafiğine müsait boyut ve tasarımıyla, daha önceki ‘Yan Köşe’ projelerinde olduğu gibi, kamu ile gece-gündüz bir araya gelmenin heyecanını deneyimliyor.
Bugüne dek ortaya konulan seçilmiş yapıtlarıyla yankose.org adresi üzerinden de izlenebilen ‘Yan Köşe’ projesinin koordinatörlüğünü Tuna Ortaylı, görsel kimlik tasarımını BEK Tasarım üstleniyor. Seçici kurulunda Dilara Altınkılıç Kutmangil, Kaan Altınkılıç, tasarımcı Bülent Erkmen ve küratör Fatoş Üstek ile gazeteci, sanat yazarı Evrim Altuğ’un yer aldıkları ‘Yan Köşe’ projesinin prodüksiyonunu OCD Works, fotografik belgeleme görevini ise Flufoto üstleniyor. Proje, açık çağrı üzerinden jüri aracılığı ile yapılan değerlendirme ile seçilen eserleri, gündeme ve kamuoyuna ulaştırıyor.
İlk kez Nermin Er’in ‘Tek Göz Oda’ eseri ile açılan ‘Yan Köşe’, kronolojik olarak günümüze kadar sıra ile ‘AYRIAYRIBİRARADA - harfler, sayılar, noktalama ve diğer işaretler’ (Özlem Günyol ve Mustafa Kunt), ‘Yağmur Duası’ (SO? Mimarlık ve Fikriyat), ‘İsimsiz (Vahit Tuna), ‘Son Gergedanı Ben Vurdum’ (Ali Cabbar), ‘Seri Zanaat’ (Bilal Yılmaz), ‘Origami Geyik’ (Bilal Yılmaz), ‘Omuz Omuza Bölünmüşüz’ (Tomokazu Matsuyama- İKSV Uluslararası İstanbul Bienali ortak projesi), ‘Balık Kavağa Çıkınca’ (Cansu Gürgen ve Avşar Gürpınar) ile ‘Geleceğe Salınmak’ (Sena Başöz) ve son olarak, Alper Aydın imzalı ‘Jeo-Atlas’ adlı yapıtları izleyicilerle buluşturdu.
Yan Köşe projesi bugüne kadar kadına şiddetle mücadele, sanat ve ekoloji, sanat tarihi, kitle iletişim tarihi ve eleştirisi, emeğin bölgesel hafızası, popüler kültür ve kamusal alanda sanatın yanı sıra, fotoğraf tarihi, göstergebilim, mimarlık, ekoloji, yabani hayat ve medeniyet ile ilişkisel estetik ve gündelik yaşam, grafik tasarım ve kent ilişkisi üzerine bir çok projeyle, gündemi tayin etti.
Dilara Altınkılıç Kutmangil: ‘Çok özel bir nokta: Pencereler’
Salt Galata’da, TUNCA’nın ‘Yan Yana’ projesi üzerine düzenlenen, projenin ‘fikir babası’ Bülent Erkmen’in de katıldığı basın toplantısında ilk olarak konuşan Altınkılıç Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Dilara Altınkılıç Kutmangil, TUNCA imzalı esere yaklaşımını, özetle şöyle dile getirdi:
“Ben, TUNCA’nın bu projesini Alper (Aydın’ın) projesinden de sonra gelmesi itibariyle çok anlamlı da buluyorum. Çünkü Alper’in dozerleri ve o yeşilin üzerine çizdiklerinin üzerine gelen, TUNCA’nın bir adet ‘Yan Yana’ ‘yapılaşması’ oldu.
Kendi adıma da, doğal olarak İstanbul trafiğinden kaçarken, ara sokaklarda çok fazla çözüm aradığımız oluyor. Bu noktada da, çarpık kentleşmenin bir sonucu olarak, o ara sokaklardaki pencereler benim hep dikkatimi çekmiştir.
Çünkü küçücük bir sokak, minik minik pencereler… Kimi zaman, içeriden bakarken birini görürüm. Kimi zaman, önünde parmaklıklar görürüm. Kendi içimde de hep düşünmüşümdür; aslında bir evin penceresi, aynı zamanda o evin en değerli, güzel de tarafıdır.
Pencerenin nereye baktığı, içinde yaşayanlar için hep önemlidir. Burada da, her insanın, o hanede oturanın kendi dünyasına açılan kapısı olması itibariyle, çok özel bir nokta olduğunu düşünüyorum. O küçük küçük pencereler içinde nasıl bir dünya var? Onlar dışarıya, nasıl bir sokağa bakıyorlar? O sokaktakilerle nasıl bir iletişim içindeler? O yüzden o insanların dünyalarını düşünürken bu konu hep heyecanlandırmıştır. Yine, bu proje de bende bu yüzden çok güzel bir etki yarattı.”
Kaan Altınkılıç: ‘Projelerin çoğu, bir ‘ifade’de bulunmak istiyor.’
Öte yandan proje hakkında söz alan ve toplantıda hazır bulunan Altınmarka Grup Şirketler Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Altınkılıç ise yine özetle, şunları dile getirdi:
“Yan Köşe üç ay sonra 10’ncu yılına giriyor. Bir gün yolun karşısında, Kabataş trafiğinde dururken, şöyle kafayı çevirip duvara baktık ve biz, o duvarı bir reklâm alanı olarak kullanıyorduk. Bunun üzerine ‘Burada bir ürün iletişimini görüp, o ürünü gerçekten kaç kişi satın alıyor? Bu bize aslında kurum olarak ne kadar fayda sağlıyor?’ sorusundan yola çıktık.
Bunu Bülent (Erkmen) Hoca ile istişare ettikten sonra, aslında buranın, insana daha değer yaratabileceği, o şekilde kullanılabileceği ile ilgili bir proje başlatalım diye kurguladık. Bu, projenin 12’nci edisyonu. Gelecek sene 10 yıl oluyor. Altı ayda bir değiştiriyoruz ama, Covid 19’un da girmesi ile arada duraksadığımız zamanlar da oldu. İnşallah daha niceleri gelecek.
Bu, bir kuruma ait bir duvar olarak başladı. Tabii o duvara önceliklendirme aşamasında, ticari bir fayda sağlaması üzerine yola çıkılmış alandan, sonrasında daha doğru bir etki yaratabileceği bir alana doğru değişmesi için kurgulandı.
Bu kurguda, kendimizi şanslı hissettiğimiz, emeği geçen çok değerli bir ekibimiz oluşmuş oldu. Şimdi, projelerin de üzerinden geçerken şunu fark ediyorum: Aslında, projelerin bir çoğu bir ‘ifade’de bulunmak istiyor. Bir dert anlatmak, bir mesaj vermek istiyor. Bunu da aslında ben, içimizde kalmış birtakım düşüncelerin dışarıya çıkması gibi nitelendirmek de istiyorum. Genelde sosyal vurguları, anlamları yoğun olan işler.
İnşallah buna benzer projeler örnek olur ve başka alanlarda da, yine aynı şekilde, kamusal bir fayda sağlar; önünde o akışkan hayatın aslında trafik vesilesiyle durdurduğu anlarda, bize sanat üzerinden anlamlar, hikâyeler, ifadeler ve duygular vermeye de devam ediyor olur.”
Sanatçı TUNCA: ‘Her pencere, bir birey aslında…’
Toplantıda söz alan sanatçı TUNCA ise çok sayıda basın mensubu ve sorunun yer aldığı etkinlikte, sanat kariyeri ve bu eserin geçmiş yapıtlarına verdiği referansların altını çizdi. Geçmiş dönem eserlerinde mimarlık, sanat tarihi, kitle iletişimi, kültür endüstrisi ve ‘gastronomi’ öğesini de eleştirel bir tavırla öne çıkaran sanatçı, yaklaşık bir saat boyu devam eden toplantıda, basından gelen önemli sorular üzerine, çeşitli ve ilginç konu başlıkları ile şu ifadelerde bulundu:
“Tabii, pencerenin bir önünde olmak, bir de içeride olmak durumu var. Aslında iki tarafı da söz konusu. Zaten pencere içinde olanlar adına, her bir pencere bir birey diye de, üretirken sohbet ediyorduk. Aslında her biri bir hayat, vizyon ve bakış açısı. Dışarıda olan bizler de, içeriye karşı sürekli meraklıyız. Geçerken, pencerenin içini de izlemeyi seviyoruz. Acaba pencereyi ne kadar görüyoruz? İçini de merak ediyoruz. Pencere, içinde bambaşka hayatlar, hikâyeler biriktiriyor. O yüzden, aslına bakarsanız bunların her ikisi de projenin önemli parçaları. (…)
Yapıtıyla bir bakıma geçmişe de selâm veren, bununla birlikte dünün kozmopolit, birbiriyle bağıntılı sıcak, sahici ve samimi sosyal yapısına gönderme yapan sanatçı TUNCA, öte yandan, ‘Yan Köşe’ projesinin kamusallığı üzerine de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sanatçı olarak kamuyla iletişim kurabileceğimiz alanlarımız çok az. Genelde, mekânların içerisinde daha kapalı kalıyoruz. Bu temasların nerede olduğunu düşününce, aslında o galeriler de tabii ki kamusal alanın bir parçası. Girilip, gezilebilen alanlar; öte yandan fuar dediğimiz konu ise bambaşka bir tartışma noktası. O da bir kamusal alan, ama onlar, başka türlü bir izleyici iletişimi ve ziyaret profili ortaya koyuyorlar.
Ama, açıkta, eserin gerçekten önünden geçen öğrenciyle, tramvaydaki ile vapurla, gemiyle geçenle, çalışanlarla temas edebilme şansı, bu anlamda bence daha önemli.
Tabii ki bizim ülkemizde de üreten pek çok sanatçı bir şeyler söylemek istiyor. Bunu söylemek de gittikçe zorlaşıyor. Belki, metaforlarla, biraz daha….
Ama kamunun önünde ve insanlarla bu iletişimi kuracaksanız da, bence dikkatli olmak, o söylemi geniş kitle iletişimine götürmek gerekiyor.
Bu kolay bir şey değil. Benim ilk kamusal sanat projem, Haliç’te 2005’te yaptığım ‘Yüzen Gecekondu’ performansımdı. O zaman 25 yaşımdaydım. O zaman (sanatçı Guido Casaretto ile) 15 gün boyunca Haliç’te bir ‘gecekondu’ yapıp, içinde demirli olarak yaşadık.
Bu, bağımsız bir projeydi. Orada verdiğimiz bazı kararların, çok kötü sonuçları bile olabilirdi; ki o eser dönemin İstanbul Bienali’ne paralel olarak yaptığımız ‘gerilla’ bir işti. Yanlış kurulan iletişimler, basına eserin yanlış yansıması gibi.
O dönemde biz, performans halindeydik. Basına demeç vermeyelim istedik. Bilirsiniz, performans bittikten sonra basına bülten iletilir. Aslında bu bile başka hatalara neden oldu. Çünkü, bir TV kanalı, bunu etrafımızda haber haline getirip, ‘gecekonduları protesto eden iki sanatçı’ diye yayımladı.
Ertesi gün Haliç’in yukarısından kimi gençlerle bazı sonuçlara da gelindi. Bunlar, hep derslerle oluyor.
Zaten Bülent (Erkmen) Hocam ile de, bu konuda sohbet ettik: Kamu ve genel şeyleri söyleme üzerine hep düşünüyoruz. Projenin isminin de ‘Yan Yana’ olması, biraz da onunla alâkalı.
Duvarları kaldırmak, duvarların olmaması, yine onunla alâkalı. Bence, duvarları birazcık kaldırmamız gereken bir sürecin içerisindeyiz.
Duvarlar aramızda olduğu sürece mesafeler açılıyor. Pencereler daralıyor, küçülüyor. Birbirimizi görüp, anlayamıyoruz. Hatta dün de biliyorsunuz, bir Anime-Manga festivali ile ilgili birtakım şeyler oldu.
Aslında burada herkesin üzerinde durduğu konu, iki kitlenin birbirini tanımaması. Öteki kitlenin de oradaki kitleyi tanımaması. Onların kim oldukları. Gençler mi, çocuklar mı? Onlar kimler?
Bu yüzden, bence temasların artması gerekiyor. Bizlerin iletişiminin artması gerekiyor. Bunların yolları ise işte bu tür kamusal projeler. ‘Yan Köşe’ de bu nedenle çok kıymetli.”
Ulusal ve uluslararası sanatçı atölyelerinde deneyim
2017 Paris Cite des Arts Rezidansı ile 2022 tarihli SAHA Studio misafir sanatçı programlarına da seçilmiş sanatçı TUNCA, öte yandan, eserin sanat tarihsel referansları da bulunduğunu, bu tür malzemelerle bir çok sanatçının da ürettiğini vurgularken, geçmiş bir İstanbul Bienali’nde İstanbul Karaköy’e yığılı yüzlerce sandalye ile yaptığı düzenleme ile sanatçı Doris Salcedo’ya özellikle göndermede bulundu.
Çalışırken efemeralara duyduğu ilginin altını da çizen TUNCA, ‘Yan Yana’ projesinin oluşum sürecinde topladığı pencerelerin de, Ayvalık civarında alışveriş yaptığı eskici ve hurdacılar ile antikacılar olduğunu belirtti.
‘Yan Yana’yı ‘mimarî bir efemera’ olarak tabir eden sanatçı TUNCA, toplantıda ayrıca, eserin yapım süreciyle ilgili de konuşurken, esere malzeme olan söz konusu ahşap doğramaları İstanbul’da bulmanın zorluğuna da değindi.
Sanatçı eserin üretim sürecinden de bahsederken, yapıtı oluşturan özgün ahşap doğramaların İstanbul’da da Nişantaşı’ndaki tarihi Maçka Endüstri ve Teknik Meslek Lisesi’nin yapısının avlusunda yaz boyunca biriktiği ve kurgulandığını vurguladı.
TUNCA diğer taraftan, Yan Köşe Proje Koordinatörü Tuna Ortaylı’nın hızlı yapılaşma, gecekondulaşma ve değişim, dönüşüm ortamında yok olan mimarî yapıya ilişkin sorusunu ise özetle şöyle yanıtladı:
”Gecekondu sürecini hepimiz, aşağı yukarı biliyoruz. Bunlar yapılıyor ve her biri belirli bir oy potansiyeli taşıyor. Buradaki kamu toprağı ile ilişkiler, daha sonra farklı bir hal alıyor ve orası, bu sefer kent haline gelmeye başlıyor. Bunların ise çolukları, çocukları oluyor ve o alan üzerine katlar çıkmaya başlıyor. Bunu yaparken de yapı, farklı bir hal almaya başlıyor.
Aslına bakarsanız, bizim her tarafımız böyle gidiyor. Kentsel dönüşümün deprem endişesi ile yaşandığı Caddebostan civarında dahi bu binalar yıkılıyor ve yerlerine yenileri yapılıyor.
Ancak bizim mimarlığa yaklaşım biçimimizle ilgili olarak bir sıkıntımız da var. Bu durum, bunun ekonomisiyle de alâkalı. Burada bir arsa, arazi var. Bu arsa, neye ne kadar el verdiyse, ona göre genişlemiş bir yapı, içine oturtulmaya çalışılıyor.
Burada yine bir ‘patch-work’ var: Bu eseri ortaya koyarken, çalıştığımız ustalarla bile kendilerinin bir ‘düzen oluşturma kaygısı’ vardı. Ama ben kendilerine, hayır, bu iş ‘düzensiz’ olacak diyordum. Peki, neye göre, nasıl düzensiz olacak?
Bu süreçte ben, yukarıdan ilk çıkıp, - doğrama ahşap çerçevelerin - bir tanesini koyup, yanına bir diğerini… sonra bir diğerini… Böylece kendilerine, çaprazdan kenarı dağılan ‘bozuk bir başlangıç’ verdim.
Bizim, kentleşme sürecimiz de böyle: Her anlamda, (mimari ve politik anlamda) bozuk bir zemin var. Üzerine ne inşa edersek de, maalesef yanlış ve sıkıntılı oluyor.”
Altınkılıç’tan sürpriz anons: Likör Fabrikası, Arolat ile dönüşümde
Eserleri İstanbul Modern, Proje 4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi, Evliyagil Müzesi, Baksı Müzesi ve Odunpazarı Modern Sanat Müzesi (OMM) gibi kurumların envanterinde yer alan sanatçı, eserin kamu ile ilişkisi üzerine de, yine özetle şu yorumlarda bulundu: ”Kamuyla ilintili işi yapıyorsak, eğer oradan geçen herhangi biri, bununla temas edip, görecekse, ben ondan sakınmaktan yana değilim. Ondan bir şeyleri gizlemek veya sansürlemekten de öyle. Asıl derdim, ‘Onun daha hızlı yakalayabileceği, hemen, daha kolay ilişki kurabileceği ne yapabilirim?’
Diğer taraftan ‘Yan Köşe’ projesinin basın toplantısı, beraberinde önemli bir girişimin ipuçlarını da getirdi. Etkinlikte daha sonra yeniden söz alan Kaan Altınkılıç, Mimar Emre Arolat imzalı bir proje için geri sayımda olduklarını vurgulayarak, gelen ‘Bir kamusal alan projeniz daha olacak mı?’ sorusunu şöyle yanıtladı:
“Dediğim gibi, ‘Yan Köşe’nin oluşturulma süreci orada bir fırsattan doğdu. Oradaki boşluk, ‘Yan Köşe’ adının konulmasında etkili oldu. Bu, bizim ofis binamızın yan duvarıdır. Orayı daha iyi bir şekilde değerlendirmek amacı ile yola çıkılmıştı.
Kurum anlamında, sosyal ve kültürel taraflara daha çok sirayet etme anlamında birtakım düşüncelerimiz var. Bunlardan biri de, İstanbul Mecidiyeköy’de bulunan Tarihi Likör Fabrikası’dır. Yaklaşık 100 yıllık bir tarihi binanın, bir kültür merkezi olarak da kullanılacak oluyor olması üzerine bir proje üzerine çalışıyoruz. Bu konuda elimizden geldiğince gayret etmeye çalışacağız. Elbette biz de belli bir kurum olduğumuz için, taahhüt edebileceklerimizin de bir limiti var. Şu anda izinler tarafında çalışıyoruz. Binanın rekonstrüksiyonunda Emre Arolat yer almıştı. Onunla çalışıyoruz. Ancak şu anda yazık ki kesin bir tarih veremiyoruz.”
Etiketler: Tuna Ortaylı Mimar Emre Arolat Likör Fabrikası


