Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Yapay zekâ telifsiz eğitim krizinde yeni perde

Yapay zekâ telifsiz eğitim krizinde yeni perde

Yapay zekâ telifsiz eğitim krizinde yeni perde04 Temmuz 2026 - 04:07
Amerikan müzisyenler sendikasından dev plak şirketlerine dava.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Yapay zekâ teknolojilerinin üretim süreçlerine dahil oluşu, yaratıcı endüstrilerde geri dönülemez bir dönüşümün fitilini ateşledi. Özellikle müzik dünyasında arşivlemeden teknik düzenlemelere, taslak oluşturmaktan hız kazanmaya kadar birçok alanda büyük kolaylıklar sağlayan AI, sektörel pratikleri yeniden şekillendiriyor. Ancak teknolojinin bu baş döndürücü hızı, çok temel bir felsefi ve etik soruyu da beraberinde getiriyor: Bir aracın kusursuzluğu, insanın ham duygusunun ve yaratıcı niyetinin yerini alabilir mi?
 
Bugün gelinen noktada yapay zekâ, zanaati ve teknik beceriyi kusursuz bir şekilde taklit edebilse de, sanatın özünü oluşturan kırılganlığı, duygusal derinliği ve yaşanmış hikâyeleri üretemiyor. Sanat, nihayetinde devredilemeyen bir insan deneyimidir ve estetik kararların yükü her zaman insanda kalmalıdır. Ne var ki, teknolojiyi üretici niyetini destekleyen bir yardımcı olarak konumlandırmak yerine, piyasa taleplerine hızlı yanıt veren bir gelir kapısı olarak görmek, sektörel dengeleri sarsmaya başladı. Bunun en sıcak örneği, geçtiğimiz günlerde ABD'de müzik endüstrisinin devleri ile sanatçılar arasında patlak veren büyük hukuk savaşıyla gözler önüne serildi.
 
Dünyanın en büyük enstrümantal müzisyenler sendikası olan American Federation  Musicians/ Amerika Müzisyenler Federasyonu (AFM), müzik endüstrisinin iki küresel devi Warner Music Group (WMG) ve Universal Music Group’a (UMG) karşı Manhattan Federal Mahkemesi'nde dava açtı. Sendika, dev plak şirketlerinin, üyelerine ait ses kayıtlarını yapay zekâ modellerini eğitmek üzere teknoloji şirketlerine "izinsiz, telifsiz ve kaynaksız" şekilde lisansladığını iddia ediyor.
 
 
Dava dilekçesinde, plak şirketlerinin popüler yapay zekâ müzik girişimleri Suno ve Udio ile yürüttükleri telif ihtilaflarını geçmişe ve geleceğe dönük anlaşmalarla kapatırken, bu platformların müzisyenlerin emeklerini sömürmeye devam etmesine göz yumdukları belirtildi. AFM, toplu iş sözleşmesinin ihlal edildiği gerekçesiyle şirketlerden miktarı belirtilmemiş bir maddi tazminat talep ediyor ve hangi kayıtların yapay zekâ eğitim setlerine dahil edildiğinin acilen açıklanmasını istiyor.
 
"Kendi çıkarlarını korudular, müzisyeni görmezden geldiler"
 
Süreç, aslında 2024 yılında üç büyük plak şirketi (UMG, WMG ve Sony Music) tarafından Suno ve Udio’ya açılan "kitlesel telif hakkı ihlali" davalarıyla başlamıştı. O dönem plak şirketleri, yapay zekâ modellerinin insan sanatçılarla doğrudan rekabet edecek, onların emeğini ucuzlatacak ve nihayetinde onları boğacak içerikler üretmek üzere eğitildiğini savunuyordu. Ancak geçtiğimiz yılın sonlarında UMG ve WMG, Udio ile; Warner ise aynı zamanda Suno ile uzlaşarak davaları geri çekti ve bu platformlara kataloglarını lisansladı. Sony Music ise şu ana kadar herhangi bir uzlaşmaya gitmedi ve bu davanın bir parçası değil.
 
 
AFM, dev plak şirketlerinin bu uzlaşmalarla kendilerine devasa yeni gelir kapıları açarken, enstrümanları, yetenekleri ve yoğun emekleriyle bu müziği var eden mutfaktaki müzisyenleri tamamen sistemin dışında bıraktıklarını vurguluyor. Sendika avukatları mahkemeye sundukları metinde şu sert ifadelere yer verdi:
 
"Davalılar kendi çıkarlarını koruyup yeni gelir kaynakları yaratırken; kendi enstrümanları, yaratıcılıkları ve sıkı çalışmalarıyla bu kayıtları var eden müzisyenlere ödeme yapmayı reddetmiştir. Plak şirketleri, kendi uyardıkları tehlikenin aynısına, yani yapay zekâ modellerinin bu müzikleri yutarak sözde 'yeni' kayıtlar üretmesine bilerek izin vermektedir."
 
Şirketlerin savunması: "Müzisyenlerin haklarını koruyoruz"
 
Dava haberinin ardından Universal Music Group sözcüsü yaptığı açıklamada, yapay zekâ çağında sanatçıların ve şarkı yazarlarının haklarını koruma konusunda her zaman en ön safta yer aldıklarını iddia etti. Sözcü, kötü niyetli aktörlere karşı yasal adımlar atarken bir yandan da sanatçıların tazmin edilmesini sağlayacak sorumlu lisanslama anlaşmalarına imza attıklarını belirtti ve ekledi: *"AFM, toplu iş sözleşmesi müzakerelerimiz sürerken bu yolu seçti; biz her zaman olduğu gibi sorunları bu müzakereler yoluyla çözmek için çalışmaya devam edeceğiz."*
 
Warner Music Group ise yaptığı açıklamada, yapay zekâ ekosistemini sanatçılar adına sağlıklı bir zemine oturtmak için çalıştıklarını savunarak, süren müzakereler ortasında sendikanın attığı bu adımı "verimsiz" olarak nitelendirdi.
 
Sanatın yeniden insana iadesi
 
Yapay zekâ destekli müzik tartışmalarının merkezine oturan bu küresel dava, aslında teknolojinin sanatı metalaştırma ve hızlı tüketim nesnesi haline getirme riskinin hukuki bir yansıması. Yapay zekânın içerik üretimini ve dağıtımını kolaylaştırarak piyasa taleplerine hızlı yanıt vermesi, popüler kültürdeki "hızlı tüketim" trendini körüklüyor. Ancak üretimin bu denli hızlandığı, buna karşın üretici haklarının belirsizleştiği bir sistem, sürdürülebilir değil.
 
Burada gözden kaçırılmaması gereken temel bir ayrım var: Zanaat ile sanatı birbirinden ayırmak zorundayız. Zanaat öğretilebilir, tekrar edilebilir ve standartlaştırılabilir; yapay zekâ tam da bu yüzden zanaati kusursuzca taklit edebilir. Oysa sanat kırılgandır, kişiseldir, zamana ve bağlama özgü. En önemlisi de sanat, çoğu zaman kusurdan doğurur kendini. Genç bir müzisyenin enstrümanına yansıyan teknik becerisi ve o icradaki anlık insani hatalar, esere bedensel bir hafıza katar. Bir işte insan eli varsa, o işe zaman ayrılmış demektir; zaman ise sanatın en kıymetli, taklit edilemez malzemesidir.
 
 
Özellikle Türkiye gibi, telif hakları konusunda geçmişten bugüne çok zorlu mücadeleler vermiş ve sistemini henüz tam manasıyla oturtamamış bir coğrafyada, bu küresel gelişmeler çok daha kritik bir anlam taşıyor. Telif haklarının korunması yalnızca ekonomik bir hak ediş değil; estetik ve etik bir sorumluluk. İnsan yaratıcılığının emeğini görünür kılmak, sanatın temel değerlerini korumanın tek yolu. Türkiye'de de yapay zekâ destekli üretim süreçlerine dair hukuki düzenlemelerin vakit kaybetmeden yapılması, yerli üreticinin emeğinin bu dijital dalgada kaybolmaması adına hayati önem taşııyor.
 
Yapay zekâ tek başına geçici bir ‘dönem akımı’ olarak kalmayacak, kuşkusuz kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olacak ve yeni jenerasyonun bu araçların sınırlarını genişletmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak genç sanatçılara tavsiyem; araçlara değil, dile ve söyleyecekleri söze odaklanmaları. Teknoloji ne kadar değişirse değişsin, arkasında duran insani bir niyet, estetik bir karar ve duygusal yük yoksa, ortaya çıkan işler derinlikten yoksun kalacaktır. Teknolojiyi bir vitrin malzemesi değil, altyapısal bir destek unsuru olarak konumlandırdığımız sürece bu dönüşüm anlamlı olacaktır. Bu ilk hezeyanlar geçtikten sonra, insanlık tarihinin her büyük kırılmasında olduğu gibi, sanatın yeniden asıl sahibine, yani insana iade edilmesi kaçınılmaz.
 
Etiketler: Milliyet Sanat  müzisyen  Yapay Zeka