Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » 'Yaratıcılığımı yaşatmak için her kapıyı çalıyorum'

'Yaratıcılığımı yaşatmak için her kapıyı çalıyorum'

'Yaratıcılığımı yaşatmak için her kapıyı çalıyorum'25 Mayıs 2026 - 06:05
Ressam ve yazar Can Göknil yakın zamanda “Gelişigüzel” öyküler ve bu öykülere eşlik eden çizimleriyle çıktı okurun karşısına. Göknil, “81 yaşımda da olsam üreterek ruh hâlimi, dolayısıyla bedensel sağlığımı koruyorum” diyor.
Ümran Avcı
avci.umran@gmail.com
 
Ressam ve yazar Can Göknil, edebiyatta 52, resimde 55 yılı geride bıraktı. En prestijli ödüllerle taçlandırdı sanatını. ‘Yaşayan Anıt Sanatçı’ seçildi.  2007 yılına kadar çocuklar için yazan Göknil, son 19 yıldır yetişkinler için de kalem oynatıyor. Öykülerini çizimleriyle beziyor. Göknil; yakın zamanda “Gelişigüzel” öyküler ve bu öykülere eşlik eden çizimleriyle çıktı okurun karşısına. Yetişkinler için kaleme aldığı on bir öyküde, yaşamı güzelleştiren iyi insanların gündelik yaşamlarını odağına aldı. Sessizce yapılan küçük iyiliklerin, sağduyunun, dinleyip anlamanın hayatın zorluklarını nasıl bertaraf edeceğini anlattı hikâye eliyle. Can Göknil, “81 yaşımda da olsam üreterek ruh hâlimi, dolayısıyla bedensel sağlığımı koruyorum” diyor...
 
 
Can Göknil
 
“Gelişigüzel”; “Hikâye içinde öykü, öykünün özünde resim arıyorum,” proloğu ile açılıyor. Bu arayış hâli ile başlayalım isterim?
 
Yaratıcılığımı yaşatmak ve tazelemek için her kapıyı çalıyorum. İlk durağım genelde edebiyat oluyor. Müze gezileri, arkeoloji, mitoloji, halk bilimi ve tarih kitaplarından da yararlanıyorum. Edebiyatın en sevdiğim iki durağı var: öykü ve resimli çocuk kitapları. İkisinde de serüven peşinde değilim. Peş peşe olaylarla ilerleyen hikâye kitaplarının yerine, başta insan olmak üzere, canlı alemin ruh halleriyle kurgulanmış eserlere düşkünüm. Bu konularda hem yazarak hem de resim yaparak ben de üretebiliyorum.  Benim sanatımda öykü figüratif resim ile benzeşiyor. Öyküdeki kurgu bir tablonun kompozisyonu sanki. Yazıdaki karakterler bazen figürlerimle tokalaşıyor. Kişilerin karakterleri çizimlerime yansıyor. Renkler ise öykülerin ruh hali. Okurken kenara not ettiğim bir sözcük veya çizdiğim bir desen, yani yakaladığım ruh hali farklı üretimlere neden olabiliyor veya çöp kutumda unutuluyor.
 
Öykülere çizimleriniz de eşlik ediyor… Bir hayalin, bir kurmacanın hem çizgi hem de kelimelerle anlatımının verdiği duygu üzerine neler söylersiniz?
 
Benim öykü ustamın adı Faruk Duman. Demişti ki “Gözümüzün gördüğünün sözü de vardır.”  Ressam olduğum için çok defterlerim var. Çizdiğim deseni hangi kelimeyle eşleştirebileceğimi düşünürüm genelde. Son kitabımdaki desenleri yazdıkça çizdim. Baskı masraflı olmasın diye siyah kontür çizimler kullandım. Gerçi bir önceki kitabım, “Can’lı Yolculuk” renkli resimli. O zaman ekonomik durum az daha iyiydi. Yayınevlerini de düşünmek gerek.
 
“Sözle Göz Kardeşliği” isimli bir gravür serginiz vardı. Öykülerle çizimlerinizin bir araya gelmesi tam da bu aslında. Ne dersiniz?
 
Yapı Kredi Bankası, Kazım Taşkent Sanat Galerisinde 2002 yılında kişisel sergimin adını şair arkadaşım Güven Turan böyle koymuştu.  Bu ifade sanatımın ilkelerinden biri oldu zaman içinde. 
 
 
Öykü karakterlerinizden bahsedelim isterim. Ekmeğini denizden, topraktan ya da terzilik gibi el emeğinden çıkarıyorlar. Sıradan yardımlaşmalarla gündelik hayatı bayram yerine çevirmeyi beceren insanlar. Bu öyküler düşlediğiniz sevgi, iyilik ve yardımlaşmanın olduğu dünyanın izdüşümü mü?
 
Bu öyküler hatırladığım dünyanın izdüşümleri. Dediğiniz gibi sevginin, iyiliğin, yardımlaşmanın olduğu bir dünyada yaşarken, zaman içinde çocukluğumun, gençliğimin değer ölçülerinin kayıplara karışması, yerini maddi çıkarcılığa kaptırması ve ahlaki çöküşün şekerpare ülkemizi mutsuz ve umutsuz bırakmasını kabul edemediğim için eski günleri canlandırmaya çalışıyorum öykülerimde. Bazen atölyeme erişimim olmuyor. Özellikle tatillerde, en çok da tekne günlerimizde. Genelde o zamanlar yazıyorum öykülerimi.  Doğanın kucağında, kıyılarımızın çevresinde veya yolda tanıştığım çarpıcı insanların etkisiyle… Avcı olsun, aşçı olsun, yani konuk sever yöresel kişiler öykü kahramanlarıma dönüşüyor. Henüz bozulmamış, çalışkan, tok gözlü insanlar onlar. Mega kent toplumuna benzemezler. Gerçi İstanbul’un, özellikle Bebek çevresinin tarihçesini de yazıyorum. Bizim köyümüz çünkü. Gençliğimizde yaşadığımız ve okula gittiğimiz balıkçı köyü Bebek. Günümüzde orada da kaybolan ahlaklı, saygıdeğer kişileri özlediğim için de yazıyorum. Sanırım bir özlem kitabı oldu Gelişigüzel.
 
“Boz Aynının Zor Durumu” öyküsünde; “Bazen resim de şiirdir, hayalci kişinin yürek sesidir” diyorsunuz. Sizin yürek sesiniz neler söylüyor?
 
Ben ve eşim doğayı dinleriz. Dinleyene doğa halleri hem öğreticidir hem de güzelliklerle gönül okşar. Arka bahçemizde her mevsim bostan kurar eşim, terasımızda saksıda meyve ağaçları yetiştirdi. Kirazları kargalara kaptırmamak için yaratıcı yöntemler geliştiriyor. Kertenkeleler, bazen de kuşlar onun üstünde dinlenir. Doğada bahçıvan, ev atölyesinde marangoz, denizde kaptandır. Benim eski soyadım Çiftçi. Babamın soyu çiftçi. Annem Ödemişli olduğu için bağ bozumu hikayeleri anlatır. Bu tür yaşamın ayrıntıları resimlerime, kitaplarıma yansır.
 
 
Aynı öyküde, “Kimi tablo kendi kendini doğuruyor,” diye bir cümleniz var. Bazı hikâyeler de kendini yazdırıyor demek mümkün sanırım. Katılır mısınız?
 
Resim yaparken klasik müzik dinlerim. Öylelikle çevremden birkaç saat kopuyorum. Sanki tablonun içinde var oluyorum. Önceden belirlemediğim renkler veya figürler oluşursa, gelişigüzel değişiklikler kabul edebilir tuvalim! Gravür tekniğinde özellikle rastlantısal gelişmeleri çok yaşadım, severim de. Yazılarımda yaşamadığım bir durum açıkçası. Kelimeler kalemimin ucuna birikmiyor her zaman. Sanırım yazarlığım daha olgunlaşmadı.
 
“Bakkal Sokak No:2, Bebek” öyküsünde yaşlı karı koca muhabbet ederken, biri diğerine “Sen hayalbazsın,” diyor. Bir hayalbaz olarak görüyor musunuz kendinizi?
 
Kesinlikle hayali geniş bir insanım. Örneğin son sergim, “Evrende Vals”. Basın bültenindeki yazımdan kısa bir alıntı paylaşacağım: “Gök kubbede, öncelikle Güneş Sistemine göz atayım derken Samanyolu mitleriyle karşılaştım. Sanatımın can suyu olan mitolojinin astronomiyle buluşması, yani bilim ve efsanenin birleşmesi hoşuma gitti. Antik Yunan ve Roma tanrı ve tanrıçalarından isimlerini alan gök cisimleriyle, Samanyolumuz zihnimde masal yoluna dönüştü. Çeşitli galaksiler (kütleçekimsel yuvarlak nesneler), cüce gezegenler, sigar galaksiler, doğal uydular (bizim Ay dedemiz gibi), küçük gökada grupları, kuyruklu yıldız Asteroitlerle okudukça zenginleşen hayal dünyam, göklerin resimsel anlatılarıyla sergimi oluşturdu. Burçların gezegenlerden etkilendiğini, Aslan Burcu’nun Güneş’in, Yengeç Burcu’nun ise Ay’ın yönetiminde olduğunu yeni öğrendim. Bana sorarsanız, kâinat bir balo salonu. En parlak yıldızımız Güneş kendi çevresinde döne dursun, onun etrafında da vals yapan gezegenler ve burçları var. Dünyamızı sorarsanız o da en yakın dostu Ay ile dans etmekte.” Bir tuval ile bir öykünün benzerliğinden söz etmiştim. Kişisel ve tek temalı sergiler edebiyatta roman türüne benzetilebilir belki.
 
“Kaza Kurşunu” öyküsünde, karakteriniz yaratım sürecine etkisi olsun diye esin yakalamak için dağ bayır dolaşıyor, insanların hikayelerini dinliyor. Hayallerinin yanında gerçek hikayelerden besleniyor. Bunda otobiyografik unsurlar var mı?
 
Var biraz. Bisikletle dolaşmasam da kitap sayfalarında yolculuk etmeyi seviyorum. Dilimizi de seviyorum. Okumayı önemsiyorum. İlkokul üçüncü sınıftan başlayarak İngilizce okur, İngilizce yazardık. Robert Kolej’de İngiliz ve Amerikan edebiyatının yanı sıra dünya edebiyatını da İngilizce çevirisinden okurduk. Robert Kolej ve Amerikan üniversitelerinde lisans ve yüksek lisans dönemleri ve ABD’de çalıştığımız yıllar sonrası ben sanatçı kimliğimi Türkçe kaynakları tarayarak geliştirdim.
 
Son öykünüz “Rıhtım”da “Çizmek; gözün gördüğünü elle görebilmek,” demişsiniz. Resim ve öyküler; sizin için hayallerinizi görünür kılmanın bir yolu olsa gerek. Sizden dinleyelim mi?
 
Ressam olduğum için üretimim hayal dünyamı yansıtır doğal olarak. Hayal ile bilgi el ele verirse güzel söz veya desen oluşur.  Üretmek için çizmek de bizim pratiğimizde el ve göz koordinasyonu zaten. Sadece hayalbaz olmak yıllarla süregelen üretimi destekleyemez. Önemli olan sanatçının söylediği sözdür. Çünkü görsel dil evrenseldir. Benim de arzum geleceğe anlamlı izler bırakabilmek. Toplumumuzun kültür tarihini öğrenerek sanatçı kimliğime kavuştum. Doğal güçlerden kaynaklanan inançları, bu inançların yol açtığı davranışları, gelenekleri, ritüelleri, deyişleri sanatıma kattım. Batı tarzı eğitimimle yerel ve evrenseli harmanladım diye düşünüyorum. 60 yıl çalıştım. 
 
 
Hayatın zorluklarına yazarak ve çizerek direniyorsunuz demek mümkün sanırım...
 
Günümüzde aklımızın alamayacağı kadar kötülükler duyuyoruz. Dijital çağda yaşadığımız için iletişim çok hızlı. Bunun karşısında seksen bir yaşımda da olsam üreterek ruh halimi, dolayısıyla bedensel sağlığımı koruyorum. Sevdiğim, bildiğim şey görsel sanatlar ve edebiyat. Sanat üretimi beni, ailemi ve izleyenlerimi mutlu ediyor. Sanatçı olarak yetişmeseydim, başka meraklar edinirdim. Farklı tutkularım olurdu. Yaşamınızda severek yaptığınız her ne ise, yaşlanınca da devam etmek insanı koruyor bence.
 
Uzun yıllardır çocuk kitapları yazıyorsunuz. Bir anlamda çocuk gibi düşünüyorsunuz. Bu da sizi diri tutuyor olmalı. Çocuk kalbiyle yaşamanın avantajları nedir diye sorsam? 
 
Çocuk kalpli bir ihtiyar sanatçı olarak yaşarken hayal dünyamı korumak zorundayım. Dünyaya, evrene, bir çocuk gibi taze gözlerle bakarken ön yargılardan uzak durmalıyım.  Çocuksu ruhumu korurken okuduğuma dikkat ediyorum. Örneğin konusu sanat dahi olsa Gazze Bienali hakkında çıkan yazıları okumadım. Avantajı da var tabii. Saf yürekli olmak, şefkatli bir dünya insanı olmamı kolaylaştırıyor ve doğayla bütünleşme olanağım artıyor.
 
Etiketler: Milliyet Sanat  ressam  yazar  can göknil  Gelişigüzel