Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Yarım kalmış şiirlerin gecesi

Yarım kalmış şiirlerin gecesi

Yarım kalmış şiirlerin gecesi04 Mayıs 2026 - 05:05
Rock tarihinin en aykırı sesi, edebiyatın en kırılgan kalemlerinden biri ve sahnede hâlâ gençlik enerjisiyle dolaşan bir anlatıcı. Patti Smith, 17 Mayıs’ta İstanbul’da kendi mitolojisini yeniden kurmaya geliyor. Performansın açılışını ise Smith’in poetik-politik çizgisiyle paralel bir duruş sergileyen New Model Army üstleniyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Stagepass organizasyonuyla 17 Mayıs’ta Bonus Parkorman sahnesinde gerçekleşecek konserde Patti Smith, Patti Smith Quartet ile sahne alacak. Smith’e bas ve klavyede Tony Shanahan, davulda Seb Rochford ve gitarda oğlu Jackson Smith eşlik edecek.  Konser programının açılışını ise İngiltere’nin alternatif rock/post-punk sahnesinin önemli gruplarından New Model Army, kurucu vokalisti Justin Sullivan eşliğinde yapacak.
 
İstanbul konseri, Patti Smith’in uzun kariyerindeki en önemli duraklardan biri olarak öne çıkıyor. Şiir, punk ve direniş ruhunu iç içe geçiren müziğiyle sahneye çıkacak olan Smith, bu buluşmayı yalnızca nostaljik bir repertuvar değil, yaşayan ve dönüşen bir anlatı olarak tanımlıyor. Sanatçının !yarım kalmış şiirler’ ve ‘bitmeyen özgürlük arayışı’ sözleri aslında gecenin ruhunu şimdiden belirleyen temel unsurlar...
 
 
80 yaşındaki Smith hem kişisel yolculuğuna hem de punk kültürünün özgürlükçü mirasına tanıklık edecek bir buluşma olarak dikkat çeken etkinlik öncesi İstanbul’daki dinleyicisine gönderdiği mesajda konserin duygusal tonunu şu ifadelerle özetledi: ‘Yanımda gitarlarım, cebimde yarım kalmış şiirlerim ve bitmeyen özgürlük arayışımla… Şimdi yeniden buluşma vakti!’
 
Cinsiyet normlarına meydan okuyan androjen tarzı, muhalif tavrı ve Beat kuşağı şiirini rock müzikle harmanlayan derinlikli şarkı sözleriyle tanınan Patti Smith, kariyerinin en başından itibaren kendi estetik evrenini kuran bir anlatıcı olarak konumlandı. New York’un 1970’ler başındaki çalkantılı sanat ortamında şekillenen bu ses, “Punk’ın vaftiz annesi” olarak anılsa da aslında ne tam anlamıyla punk’ın içinde yer aldı ne de edebiyatın sınırlarında kaldı aksine, iki alan arasında geçirgen bir hat kurarak sahneyi bir ifade alanına dönüştürdü. Smith’in metinleri, kişisel olanla politik olanı aynı düzlemde buluştururken, sesi de bu metinleri birer performansa hatta kimi zaman birer ritüele dönüştürdü. Müziğinde şarkı, yalnızca melodik bir yapı olmadı hafızanın, direnişin ve bireysel özgürlüğün sürekli yeniden yazıldığı bir metin hâline geldi.
 
Patricia Lee  Smith
 
30 Aralık 1946’da Chicago’da doğan Patricia Lee  Smith, New Jersey’de geçen çocukluğunda edebiyatla kurduğu bağ sayesinde müziğin ötesine taşan bir ifade dili geliştirdi. Arthur Rimbaud şiirleri ile kurduğu erken ilişki, poetik yönünü belirledi; New York’a taşındığında ise bu şiirsel damar, rock müziğin içine sızmaya başladı. Chelsea Hotel çevresinde şekillenen sanat ortamı ve Robert Mapplethorpe ile kurduğu yaratıcı ortaklık, Smith’in estetik dünyasını kalıcı biçimde dönüştürdü.
1975’te yayınlanan ilk albümü “Horses”, yalnızca bir debut değil, rock tarihinin yönünü değiştiren bir manifesto olarak kabul edildi. Albümün açılış parçası Gloria, Van Morrison imzalı bir şarkıyı dönüştürerek “Jesus died for somebody’s sins, but not mine” dizesiyle punk estetiğinin en çarpıcı girişlerinden birini yarattı ve bu yorum, cinsiyet, din ve toplumsal normlara meydan okuyan bir anlatıya dönüştü ve Smith’in diskografisi, kesintisiz bir yaratım hattı olarak ilerledi. “Horses”’ın ardından gelen “Radio Ethiopia” daha sert ve deneysel bir yapı sunarken, 1978 tarihli “Easter”, 1978’de çıkan Easter, geniş kitlelerle buluşmasını sağladı. Bu albümde yer alan “Because the Night”, Bruce Springsteen ile ortak yazılmıştı ve Smith’in en bilinen eserlerinden biri oldu.  1979’daki “Wave” ise daha melodik bir yaklaşım sundu.
 
 
1980’lerde müziğe ara veren ve sahneden çekilen Smith, 1988’de “Dream of Life” ile geri döndü ve içindeki politik sesi daha da görünür kıldı. Albümdeki “People Have the Power,” politik söylemiyle adeta bir protest marşa dönüştü, bir slogan, bir çağrı hâline geldi. 1996’da “Gone Again”, 1997’de “Peace and Noise” ve 2000’de “Gung Ho” ile hem kişisel kayıplarını hem toplumsal kırılmaları müziğe taşıdı. 2004 tarihli “Trampin'” ve 2007’deki “Twelve” isimli cover repertuvarını genişletirken, 2012’de yayınlanan “Banga, hâlâ yaratıcı zirvesini zorladığını gösteren bir çalışma oldu.
 
Smith’in üretimi yalnızca müzikle sınırlı değil. Stüdyo albümlerinin yanı sıra şiir kitapları, anı eserleri ve ‘spoken word’ kayıtlarıyla disiplinler arası bir külliyat oluşturur. 2010’da yayınlanan ve fotoğrafçı Robert Mapplethorpe ile olan dostluğunu anlattığı “Just Kids - Çoluk Çocuk” ile ‘National Book Award - Ulusal Kitap Ödülü’ kazanarak edebiyat alanındaki etkisini de tescilledi. “M Train - M Treni”, “Year of the Monkey - Maymun Yılı” gibi çalışmalarrının yanında 2025’te yayımlanan “Bread of Angels - Meleklerin Ekmeği” ise ‘nihai anı kitabı’ olarak tanımlanıyor; hayatının tamamını, kayıpları ve dönüşümleriyle birlikte ele alıyor. Sanatçı, 2026 yılında sanat dalında prestijli ‘Princess of Asturias Award - Asturias Prensesi Ödülü'ne layık görüldü.
 
Kayıp, şükran ve sahne
 
Smith’in anlatısında yas, bitiş değil; bir dönüşüm biçimi. Kendi ifadesiyle, ‘yas sevginin sonu değil, kanıtıdır.’ Bu yaklaşım, hem yazılarında hem performanslarında hissediliyor. Eşinin ve yakın çevresinin kaybı, onun üretimini durdurmak yerine derinleştirmiş durumda. Sahneye çıktığında yaptığı şey, yalnızca şarkı söylemek değil; inşa ettiği o içsel dünyayı kolektif bir deneyime dönüştürmek.
78 yaşında hâlâ üretmeye devam eden Smith, yazı ile performans arasında net bir ayrım kuruyor: yazmak, içsel bir inşa süreciyken; sahne, bu inşanın paylaşılması, kutlanması anlamına geliyor. Bu nedenle konserleri, klasik bir setlist mantığından çok, bir anlatı akışı gibi ilerliyor.
 
Konserleri, klasik bir rock performansından ziyade çok katmanlı bir anlatı olarak kurgulanıyor. Şarkılar arasında okunan şiirler, doğaçlama spoken word pasajları ve politik göndermeler, izleyiciyi pasif bir dinleyici olmaktan çıkarıyor. İstanbul’daki performansın da bu geleneği sürdüreceği açık: repertuvar, geçmiş hitlerin yanı sıra son yıllarda yeniden öne çıkan şiirsel çalışmalarından da beslenecek.
 
 
‘Punk’ın vaftiz annesi’
 
Patti Smith, 1975 yılında çıkardığı ilk albümü “Horses” ile punk rockın doğmasında en etkili isimlerden biri oldu ve ‘Punkın vaftiz annesi’ olarak anıldı.  “Horses”, çoğu zaman punk’ın bir kopuş anı olarak anlatılsa da, aslında bir reddiye değil, bir hatırlatma olarak kurgulanmıştı. Patti Smith için mesele, geçmişi yıkmak değil, rock’n roll’un özündeki o dönüştürücü gücü yeniden ateşlemekti. Sanatının merkezinde anarşi ya da nihilizm yoktu; müziğin hayatı değiştirebileceğine,hatta dünyayı dönüştürebileceğine dair sarsılmaz bir inanç vardı. Bu nedenle “Horses”, türler üstü bir dürtünün ifadesine dönüştü: sokaktan yükselen her müzikte -blues’da, punk’ta, hip-hop’ta- yankılanan temel fikir, ‘Eğer o yapabiliyorsa, ben de yapabilirim.’
 
Albümün açılışındaki “Gloria” ile gelen o meşhur dize “Jesus died for somebody’s sins, but not mine” yalnızca provokatif bir çıkış değil, bir özneleşme anıydı; Smith’in kendi sesiyle dünyaya “İşte buradayım” deyişiydi. Kendi sözleriyle, ‘60’ların sonu ve ‘70’lerin başında zirve yapan kültürel enerjinin sönümlendiğini hissediyor, stadyum rock’ı ve glam estetiğinin yükselişi karşısında bir şeylerin kurtarılması gerektiğine inanıyordu. Bu yükü tek başına üstlenmek gibi bir iddiası yoktu ama bir rol oynayabileceğini biliyordu. Ve bu rol dışarıda bırakılmışlara, aykırılara, kendi sesini arayanlara seslenmekti: “Cesaretinizi kaybetmeyin, vazgeçmeyin.”
 
 
Bu yaklaşım, albümün müzikal dokusunda da belirgindi. Smith, kendisini hiçbir zaman tek bir türe hapsetmedi. ‘Punk’ın vaftiz annesi’ olarak anılıyordu ancak “Punk” etiketi bile onun için daraltıcıydı. Lenny Kaye ve grubun diğer üyeleri, caz müzisyenleri olmamalarına rağmen Smith’in sesi ve metinleri etrafında doğaçlama bir akış kurarak eşlik ettiler. Bu organik ve empatik yapı, özellikle “Birdland”de doruğa ulaştı. Yapımcı John Cale ile yaşanan yaratıcı gerilimler, parçanın yoğunluğunu daha da artırdı; Smith, yıllar sonra bile bu şarkıdaki performansını Cale’in zorlayıcı yaklaşımına borçlu olduğunu kabul edecekti.
 
“Birdland”, yalnızca bir şarkı değil, neredeyse bir anlatı deneyiydi. “The Book of Dreams”den ilham alan parça bir çocuğun ölen babasıyla yeniden buluşma arzusunu, gökyüzünden inen uçan daireler metaforuyla kurar ancak o dairelerin bir kuş sürüsüne dönüşmesiyle, umut ve yanılsama iç içe geçer. Smith’in gökyüzüne doğru yükselen sesi -“Please, take me up- karşılıksız kalır. Ve tam da bu yüzden, bu çağrı onlarca yıldır yankılanmaya devam ediyor. “Horses” cevaplardan çok sorularla, sonuçlardan çok arzuyla var oluyor ve belki de bu yüzden, her kuşak bu olağanüstü albümü yeniden kendine ait bir başlangıç noktası olarak keşfediyor.
 
Patti Smith Quartet
 
Smith sahneye tek başına çıkmıyor. Yıllardır birlikte üretim yaptığı Patti Smith Quartet, bu performansın omurgasını oluşturuyor: gitarın tarihsel belleğini taşıyan Lenny Kaye, davulda nabzı belirleyen Jay Dee Daugherty, bas ve klavyede dokuyu derinleştiren Tony Shanahan ve gitarın yeni kuşak temsilcisi ve aynı zamanda sanatçının 1994 yılında hayatını kaybeden eşi (aynı zamanda ünlü rock grubu MC5'ın gitaristi) Fred "Sonic" Smith ile evliliğinden olan ilk çocuğu Jackson Smith’ten oluşan kadro, Smith’in müziğini yalnızca yeniden üretmekle kalmıyor; onu güncel bir ifade alanına taşıyor. Kaye’in gitar tonu, Jay Dee Daugherty’nin ritmik omurgası, Tony Shanahan’ın çok katmanlı düzenlemeleri ve Jackson Smith’in yeni kuşak enerjisi, bu performansı bir nostalji konserinden çıkarıp yaşayan bir yaşayan bir organizmaya dönüştürecek.
 
 
Açılışta politik bir ses: New Model Army
 
Konserin açılışını üstlenecek New Model Army, Smith’in poetik-politik çizgisiyle paralel bir duruş sergiliyor. Grup, 1984’teki “Vengeance” ile başlayan yolculuğunu “Thunder and Consolation” ve “The Love of Hopeless Causes” gibi albümlerle sürdürdü. 2024 tarihli “Unbroken” ise grubun hâlâ güncel politik ve müzikal reflekslere sahip olduğunu kanıtladı.
 
New Model Army, yalnızca bir ‘ısınma grubu’ olmanın ötesinde, gecenin ideolojik ve duygusal tonunu belirleyen güçlü bir eşik işlevi görüyor. Justin Sullivan liderliğinde şekillenen topluluk, kariyeri boyunca folk, punk ve post-punk damarlarını politik bilinçle harmanlayarak kendine özgü bir anlatı kurdu. Bu anlatı, bireysel yabancılaşmadan sınıfsal gerilimlere, tarihsel hafızadan güncel politik kırılmalara uzanan geniş bir tematik spektrum içeriyor.
 
1984 çıkışlı “Vengeance” ile belirginleşen sert ve doğrudan ifade dili, grubun erken dönemini tanımlarken; “Thunder and Consolation” ile birlikte daha epik, katmanlı ve melodik bir yapıya evrildi. Bu albüm, özellikle keman kullanımı ve genişleyen armonik yapı sayesinde grubun yalnızca öfkeli değil, aynı zamanda derinlikli bir anlatıcı olduğunu da ortaya koydu. Ardından gelen “The Love of Hopeless Cause”s, politik umutsuzluk ile direniş arasındaki gerilimi daha içsel ve karanlık bir tonla ele alarak grubun lirik yoğunluğunu pekiştirdi.
 
 
Aradan geçen on yıllara rağmen son albüm “Unbroken”, grubun reflekslerinin körelmediğini açık biçimde gösteriyor. Albüm, günümüz dünyasının parçalanmışlık hissini, kimlik krizlerini ve sürekli tetikte olma hâlini müzikal olarak sert ama kontrollü bir yapı içinde sunuyor. Sullivan’ın söz yazımındaki şiirsellik hâlâ merkezde; ancak bu kez daha keskin, daha az romantize edilmiş bir gerçeklik duygusuyla.
 
Dolayısıyla New Model Army’nin açılış performansı, yalnızca nostaljik bir geri dönüş değil aynı zamanda dinleyiciyi düşünsel olarak hazırlayan, politik duyarlılığı yüksek bir giriş niteliği taşıyor. Smith’in poetik-politik çizgisiyle kurduğu paralellik de tam burada anlam kazanıyor: her iki anlatı da estetik ile ideolojiyi birbirinden ayırmadan, sahneyi bir ifade alanı olarak yeniden tanımlıyor.
 
İstanbul’da unutulmaz gece
 
Beat şiiri performans tarzını garaj rock ile birleştiren Patti Smith, hâlâ kendi ifadesiyle ‘en iyi eserini yazmadığına’ inanarak üretmeye devam eden bir sanatçı. Bu nedenle 17 Mayıs’ta  İstanbul Parkorman’da gerçekleşecek buluşma, tamamlanmış bir mirasın kutlamasından çok hâlâ yazılmakta olan bir hikâyenin açık bir sayfası olacak. Açılışı üstlenen New Model Army ise politik duyarlılığı ve şiirsel sertliğiyle bu anlatının tonunu erkenden kurarak konsere güçlü bir zemin hazırlayacak. Ve belki de , Smith’in yıllardır tekrar ettiği o cümle yeniden yankılanacak: “People Have the Power” .
 
 
Etiketler: rock  Patti Smith  müzik