Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Yeni yılda ilkler ve iddialı yapımlar

Yeni yılda ilkler ve iddialı yapımlar

Yeni yılda ilkler ve iddialı yapımlar01 Şubat 2026 - 03:02
AKM’de “Kuğu Gölü” balesiyle açılan sezon dünya prömiyerleri, klasik eserler ve büyük uluslararası iş birlikleriyle devam ediyor. AKM’nin 2026 yılı programını Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı’dan dinledik.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
İstanbul’un kültür tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip olan Atatürk Kültür Merkezi’nin serüveni, kentin dönüşümüyle birlikte şekillendi. 1969’da ‘İstanbul Kültür Sarayı’ adıyla açılan ve yalnızca bir yıl sonra çıkan yangınla kül olan bina, 1978’de ‘Atatürk Kültür Merkezi’ adıyla Türkiye’nin sanat hayatında bir mihenk taşı hâline geldi. 2008’de ekonomik ömrünü tamamladığı gerekçesiyle kapatılan ve yapılan renovasyonun ardından 29 Ekim 2021’de tekrar hayatımıza giren yeni AKM 2026’ya opera, bale, tiyatro ve dijital sanatın yer aldığı güçlü bir programla giriyor. 
 
Sanat yönetmeni koltuğunda trombon sanatçısı Remzi Buharalı’nın vizyonuyla şekillenen yeni sezon; dünya prömiyerleri, klasik eserler ve büyük uluslararası iş birlikleriyle AKM’yi yeniden İstanbul kültür hayatının merkezine taşıyor. AKM Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı, AKM’nin 2026 sezonunu Milliyet Sanat’a anlattı.
 
 
AKM Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı
 
Karşımızda mimarisiyle yepyeni bir AKM var. Peki, bu yeni AKM hangi beklentilere cevap vermek üzere tasarlandı?
 
Atatürk Kültür Merkezi, 29 Ekim 2021’de yeniden açıldığından bu yana programlamasıyla dikkat çekiyor. Eski AKM tek bir yapı içinde tüm işlevleri barındırırken, yeni AKM 14 bin 500 metre kareden 95 bin metrekareye yayılan geniş bir kompleks olarak tasarlandı. Bu, ona dünyadaki birçok kültür merkezinden farklı bir avantaj sağlıyor. Berlin’deki Deutsche Opera yalnızca operaya, Londra Filarmoni yalnızca senfonik konserlere, müzikal sahneleri ise yalnızca müzikallere ev sahipliği yaparken AKM olağanüstü bir kültür kompleksi olarak opera-bale salonu, konser salonu, tiyatro salonu, çocuk sanat merkezi, sergi alanları, kütüphane, çok amaçlı salon, sinema ve açık yaşam alanlarını bir arada sunuyor. Böylece sanatın tüm disiplinlerini kapsayan, 7’den 77’ye hitap eden bir programlama ortaya çıkıyor.
 
AKM’nin salonları ve fuayeleri, mimari tasarımlarıyla seyircinin duygu dünyasını dönüştürmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım 19. yüzyıl Avrupa salonlarının tarihi atmosferinden, 20. yüzyılın modern çizgilerine uzanan bir mirası İstanbul’a taşıyor. Eski AKM, 1970’lerde modern mimarisiyle nitelikli etkinliklere ev sahipliği yapmıştı. Bugün ise yeni AKM, ön cephesini koruyarak hafızalara saygı gösterirken içeride çağdaş mimari ve ileri sahne teknolojileriyle donatılmış bir yapı sunuyor. Bu süreçte yerli uzmanların katkıları ve uluslararası öncü kurumların sahne teknolojilerindeki desteği, AKM’yi dünya standartlarında bir kültür merkezi haline getirdi.
 
Eskiden akustiği sorunluydu.
 
Yeni AKM’de artık akustik sorunu yok. Yerli akustik uzmanları gerekli testleri yaptı; salonlarımız testlerden geçti. Sahne çalışmalarında doğal akustiğe sahip bir opera veya bale salonu olsa bile, bazı konserlerde mutlaka ses tesisatına ihtiyaç duyuluyor. Ancak teknolojik ses sistemleri devreye girdiğinde sesin fazla dönmesi, reverb yapması ve yankılanması seyirciyi rahatsız edebiliyor. Özellikle popüler konserlerde yüksek volüm zorunluluğu bu durumu daha da olumsuz hale getirerek salon için bir dezavantaj oluşturabiliyor. Bu noktada vurgulamak istediğim, akustik tasarımın ve ses sistemlerinin uyumunun seyir deneyimini doğrudan etkilediğidir.
 
 
Sahne arkasında neler oluyor?
 
Burası yalnızca bir gösteri merkezi ya da buluşma noktası değil; aynı zamanda Devlet Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatroları’nın ihtiyaç duyduğu tüm üretim süreçlerini barındıran bir yapı. Dekor, kostüm, şapka-çiçek atölyeleri, kadın-erkek terzihaneleri, kundura ve demir atölyeleri, dekor gibi sahneye gerekli tüm unsurlar burada üretiliyor. Böylece kurumlarımız dışarıda üretim yapıp transfer etmek zorunda kalmıyor; AKM adeta bir fabrika gibi çalışarak eserleri sahneye hazırlıyor. Büyük asansörlerle taşınan bu üretimler sayesinde AKM, 7/24 yaşayan bir kültür merkezi olarak hem sanatçılara hem sanatseverlere hizmet veriyor ve bu hizmeti geleceğe taşıyor.
 
AKM’de sahne almak sanat kurumları için neden prestijli?
 
Atatürk Kültür Merkezi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kurumların düzenlediği etkinliklerin yanı sıra özel tiyatro toplulukları, orkestralar ve özellikle İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın müzik festivalleri de sahne alıyor. Bu çeşitlilik AKM’nin prestijini artırıyor; burada sahne almak sanat kurumları için ayrı bir değer taşıyor. Dünya çapında da önem kazanan bu sahne, seyirci kapasitesiyle beklentilere yanıt veriyor. Bakanlık kurumlarının temsillerinin yanı sıra, kalitesiyle bilinen festivallerin AKM’de etkinlik düzenlemesi hem ülke tanıtımına hem de ilgili kurumların görünürlüğüne büyük katkı sağlıyor.
 
Eski AKM, bir dönem gençliğinin buluşma noktasıydı. Yeni AKM, tekrar böyle bir özellik kazanır mı?
 
Evet, eski AKM bir dönem gençliğin buluşma noktasıydı ve yeni AKM’nin “AKM’de buluşuruz” sloganı da bu geleneği devam ettiriyor. Bugün AKM, İstanbul’un en merkezi ve ulaşımı en kolay bölgesinde, kültür sanatın kalbinin attığı Beyoğlu’nda yer alıyor. Ayrıca cafesi, sosyal etkileşim alanları olan bir kültür sokağımız var. İçeride ise sahne teknik olanakları ve donanımlarıyla sanatsal performansların kalitesini destekleyen bir yapı sunuyor. Dolayısıyla AKM, yalnızca bir bina olarak değil, beklentilerin ötesine geçen bir kültür merkezi olarak yeniden buluşma noktası olma özelliğini kazanıyor. Bu açıdan hem İstanbul hem de Türkiye için büyük bir şans.
 
 
Yeni sezon nasıl şekilleniyor?
 
Bu sezon, Atatürk Kültür Merkezi’nde programı hem çeşit hem de kalite açısından çok güçlü bir noktaya taşıdık. Sezonu, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin “Kuğu Gölü” balesiyle açtık; 2025 sonbaharında sahnelenen bu eser hem AKM’nin hem de İDOB’un tarihinde önemli bir kilometre taşı oldu. Ardından bale repertuvarımızı genişlettik. “Romeo ve Juliet” balesini Mart 2025’te sahneledik; yıl boyu farklı tarihlerde yeniden programımıza alıyoruz. Bu yapımlar, AKM’nin bale kimliğini güçlendiriyor. 
 
İzleyici neler görecek?
 
Yılbaşı döneminde geleneksel hâle gelen “Fındıkkıran” balesi seyircimizle buluştu. 12, 14 ve 19 Şubat 2026 tarihli temsillerle devam edeceğiz. Bu eserin sezon boyunca AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda, uzun soluklu bir seriyle yer alması, bizim için büyük mutluluk. Opera sahnesi de baleyle aynı güçte ilerliyor. Adnan Saygun’un ölümsüz eseri “Gılgameş”, bu sezonun önemli taşlarından biri; tarihlerini resmî program akışında duyuruyoruz. Bunun yanında “La Bohème”, “La Traviata”’, “Don Giovanni” ve “Uçan Hollandalı” yeniden repertuvara alındı ve sezon içinde çeşitli tarihlerde seyirciyle buluşacak.
 
Bu yıl programda ilkler olduğunu görüyoruz.
 
Evet, bu yıl yepyeni eserlerin de ilk kez sahnelendiğini göreceğiz. Mart ayında bizim için çok özel bir ilk gerçekleşecek: “Edusa”. Bir Türk operası olan Edusa dünya prömiyerini AKM sahnesinde yapacak. Eser, özellikle müziği ve konusuyla çok enteresan. Librettosunu İskender Pala, rejisini de geçen sezon “Gılgameş” operasına imza atan Caner Akın yapıyor. Yine aynı şekilde Donizetti’nin “Lucia di Lammermoor” eseri, bu sezon AKM’de ilk kez sahnelenecek operalar arasında.
 
 
Seyircinin ilgisini nasıl ayakta tutuyor AKM?
 
Her hafta düzenli olarak devam eden ve herkese hitap eden programlarımız da var; her cumartesi ‘Türk Telekom Prime Kahve Konserleri’ ve ‘Pazar Resitalleri’ sezon boyunca kesintisiz sürüyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın klasikleşmiş ‘Cuma Konserleri’ de yine sezon boyunca devam edecek. Bu yıl ayrıca bizim için çok anlamlı olan anma konserleri hazırladık. Edip Akbayram, Muzaffer Sarısözen gibi isimlerin eserleri özel projelerle sahnelenecek. Bu konserlerin tarihlerini dönemsel duyurularla paylaşıyoruz; ancak şunu söyleyebilirim ki ilgi çok yüksek.
 
Bu sezon AKM ve İstanbul Devlet Tiyatroları’nda hangi önemli yapımlar sahnelenecek?
 
Sahne sanatlarında oldukça zengin bir çizgi izliyoruz. “Don Kişot Müzikali”, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, “Aşk Biter mi?” ve “Anadolu Ateşi” bu sezon AKM’de olacak. İstanbul Devlet Tiyatroları repertuvarında “Kapıların Dışında” ve “Profesyonel” büyük ilgi görmeye devam ederken, sezonun iki yeni yapımı “Gergedanlar” ve “Vanya Dayı”da AKM’de izleyiciyle buluşacak.
 
Çocuklar ve yetişkinler için düzenlenecek festival ve etkinlikler hangileri?
 
Çocuk Sanat Merkezi’mizde 4-12 yaş arasındaki çocuklar kültür ve sanatla buluşuyor. Bu buluşmalar sayesinde özgüvenleri gelişiyor, toplum içinde güçlü kişilikler olarak yetişmeleri destekleniyor. Verilen sanat eğitimi ve atölyeler aracılığıyla kimi çocuklar geleceğin sanatçıları olurken, yetenekleri farklı yönde olanlar ise geleceğin sanatseverleri olarak yetişiyor. Atatürk Kültür Merkezi, bu sürece aracılık ederek hem sanatçıların hem de sanatseverlerin yetişmesine katkı sağlıyor.
 
Çocuklar için en önemli etkinliğimiz “AKM Çocuk Sanat Festivali”, her zamanki gibi bu yıl da 23 Nisan haftasında çocuklarımızla buluşacak. Haziran ayında ayrıca iki büyük festival hazırlıyoruz: AKM’nin klasikleşen “İDAF Dijital Sanat Festivali” ile “Opera Bale Festivali”, 2026 Haziran ayı boyunca kültür ajandamızın ana başlıkları olacak.
 
 
Yeni sezonda heyecanlandıracak uluslararası bir proje var mı?
 
Yeni sezonda da uluslararası iş birliklerimiz sürüyor tabii. İKSV ile birlikte çok değerli projelere imza atıyoruz. 
 
Dünyanın en saygın orkestralarından Viyana Senfoni Orkestrası 125. yıl coşkusunu İstanbullularla paylaşmak üzere, iki akşamlık çok özel bir programla, 54. İstanbul Müzik Festivali’nin konuğu olarak AKM’de sahne alacak. Topluluk, 23 Haziran’da olağanüstü bir yeteneğe sahip piyanist Beatrice Rana’ya; 24 Haziran’da ise karizmatik viyolonselci Kian Soltani’ye eşlik edecek. Orkestranın repertuvarı da çok etkileyici. Schubert’in ölümünden altı yıl önce başlamasına rağmen tamamlamadan bıraktığı abidevi eseri “Bitmemiş Senfoni”si seslendirilecek. Ardından 1-15 Temmuz 2026 tarihleri arasında “İKSV Caz Festivali”ne yine AKM olarak ev sahipliği yapacağız.
 
Bütün bu yapı, Atatürk Kültür Merkezi’ni yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin en önemli kültür-sanat merkezlerinden biri hâline getirme vizyonumuzun somut bir yansıması.
 
Son olarak repertuvarlarda sıkça aynı eserlerin yer aldığı eleştirisine ne diyorsunuz?
 
‘Neden hep aynı eserler?’ eleştirisini anlıyorum; ancak repertuvar planlaması hem sanatçı kadrosu hem teknik imkânlar hem de seyirci dinamikleriyle belirlenen çok katmanlı bir süreç. Her eser her ekip tarafından icra edilemez; bu nedenle seçimler dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Biz yalnızca seyirci talebine değil, çocuk programlarından yeni yapımlara kadar geniş bir perspektife bakıyoruz. İnsan kaynağı, teknik üretim, bütçe ve sürdürülebilirlik gibi kriterler nedeniyle her sezon dengeli bir program oluşturmak zorundayız. Yani bu süreç estetik olduğu kadar yönetimsel ve lojistik açıdan da bir mühendislik işi.