Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Zaman kasasının sermayesi: Kuşkunun hafızası

Zaman kasasının sermayesi: Kuşkunun hafızası

Zaman kasasının sermayesi: Kuşkunun hafızası12 Ocak 2026 - 01:01
Yeşim Özkan ile Abdullah Güler’in Karaköy Kasa Galeri’deki ‘Zaman Kasası’ sergisi, ikiliye ait 16 eserle tam bir düet niteliğinde. Zaman kasasının sermayesini tartışmaya açan sergi, tekinsiz, kuşkucu hafızanın altını çiziyor. Küratör Nazlı Pektaş’a göre, “Özkan ve Güler, toprağın, kınanın ve kerpicin maddeselliği üzerinden, tarihin kıyısında kalan hafıza fragmanlarını ortak bir ‘şimdi’ye düğümlüyor. ‘Zaman Kasası’, izleyiciyi geçmişin izlerini bugünün diliyle yeniden okumaya davet eden bir yüzleşme zeminine çağırıyor.”
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com 
 
Bu yıl 28 yaşına basan ve direktörlüğünü AİCA TR üyesi Derya Yücel’in üstlendiği, Karaköy Minerva Han’daki Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri, ilk sergisini Nisan 1999’da, ‘Geleceğe Esintiler’ adına kurmuştu. Bugüne kadar pek çok yerli ve yabancı sanatçıya ev sahipliği yapmış, önemli inisiyatif toplantılarına sahne olmuş kurum bu kez, yine AİCA TR üyesi Nazlı Pektaş’ın küratörlüğünü üstlendiği ‘Zaman Kasası’ sergisine kapılarını açtı. 
 
İki sanatçıya ait 16 eseri buluşturan sergi, Pektaş’ın öğrencileri de olan Abdullah Güler ve Yeşim Özkan’ın, üç birimli sergi alanına saçtıkları duru bir anlatıyı kayıt altına alıyor. Güler’e ait 10, Özkan’a ait 6 eseri kesiştiren sergide, tuval üzeri yağlı boyadan buluntu videoya, toprak, kına ve metinden menkul yerleştirmeden, yine tuval üzeri sulu boya ve elle şekillendirilmiş kerpice kadar çeşitlendirilmiş bir plastik anlatı ve kavramsal çerçeveye odaklanma iklimi, ezcümle, bir tür düet sahnesi bizi karşılıyor. 
 
 
Abdullah Güler, “Kilit Taşları”
 
Malzeme ve ‘seri’nin tekdüzeliğine yerleştirmede hapsolmamayı başaran ‘Zaman Kasası’, Güler’in elde şekillendirilmiş kerpiçle yeniden ele geçirdiği ‘kilit taşı’yla açılışını yapıyor. İktidar ve birey arası zemin yoklamasını izleyiciyle daha girişte yapan Güler’e cevabı, ‘Koordinatlar’ ve ‘Harita Kaydı’ yerleştirmesi ile veren Özkan ise, bilhassa toprak, kına ve metinle ürettiği soyut panoramik duygu atlasıyla izleyiciyi kendinden geçirmeyi biliyor. Şair ve ressam olan sanatçı, kalemini de kullandığı bu organik, kübik ve dışavurumcu dokulu eserde, şu arşivsel dizelere yer veriyor:  
 
“yerimle 
bedenim
arasında
bir boşluk var
eğer bir zaman farkı
tespit edilirse
bil ki o boşlukta kaldım.
 
o boşlukta
bir insanın varlığı
eğer bir gün biri
‘tam olarak neredeydin’ 
diye sorarsa
hangi boşluğu işaret edeceğime
karar vermeye çalışıyorum.
 
sanki biri beni 
zamanın kenarına kaydırmış,
her harita
beni başka tarif ediyor
 
hangisiyim bilmiyorum
 
ben neredeysem
o yer biraz değişiyor
korunacak bir sınırım yok
ve ev dediğim şey hep 
kayıyor
 
zamanla aynı hizada 
duramıyorum
birkaç saniye eksik
birkaç
adım 
fazla
çıkıyorum
 
bir kumsalın adını söylüyorum
o, kurak bir arazi gösteriyor
sanki ben, 
iki yer arasında 
ince bir hat olarak 
varım
 
bir zaman hattı
iki istakoz kıskacında.
kıskıvrak kıskaç ve zaman
sen”
 
Yeşim Özkan’ın resimlerinde de, misal Gülten Akın, Birhan Keskin dokulu, bu edebî üst üsteliğin geçirgen, tahrik gücü yüksek potansiyeli, kendini çığlık atar bir ırmak gibi duyumsatıyor. Galeri paçasından kaçan tuval üzeri suluboya (ikili) işi “Güvercin Kervanı”, gündelik nesneleri gerçek ve hayalin ortasında bırakan kurak “Kayıp Zaman Hattı” tuval üzeri suluboya serisi, veya tuval üzeri yağlıboya “Siperan” işlerinde de, Özkan’ın savunduğu iç ve dış dünya anlatıcılığı, Güler’in eserleriyle tek tek irtibat kurup, Kasa Galeri’ye siniyor. Melankoli, düşe kıstırılmışlık, kaçış noktalarına özlem, benzerliğin tutsaklığı gibi nice unsur, bu işlerden tüm sergiye bir duygu kozmetiği gibi saçılıyor. 
 
 
Yeşim Özkan, “Güvercin Kervanı”, 2025
 
 
Yeşim Özkan, “Kayıp Zaman Hattı Serisi”,  2025
 
Nitekim bu sergiyle getirdiği izlenimleriyle, Mardin’in (iç) gözü kulağı haline gelmiş, tavrıyla Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay’a selamlar söylemiş sanatçı Abdullah Güler de, Özkan’a ilettiği “Yabani Özgürlük Ehli Tutsaklık”, “Güvercinler” gibi çalışmalarla bu duyusal halaydaki yerini fazlasıyla alıyor. Sayısı artan kerpiç kilit taşlarının ardına asılı resimde, bir yok yerin ortasında sönük bir neon gibi, pas bordosu bir yazı, ‘Müstahak’ beliriyor. Yine galerinin üçüncü birimindeki “Dağılma”, “Natürmort Manzarası” ve “Masa” gibi soyutlamaları ile, vurgulanan çoğul tekilliği katır katır gözümüze sokuyor. Onu, ta galerinin başından beri ziyaretçiyi kovan, ama merakını da avlayan trafik levhası, “Münferit” tamamlıyor. 
 
 
Abdullah Güler, “Müstahak”, 2025
 
 
Abdullah Güler, “Münferit”, 2025
 
Kasa Galeri’de Pazartesi ve Cumartesi arası saat 10:00 ile 18:00 arası yer alan ‘Zaman Kasası’, melankolik atmosferiyle izleyiciye belleğin saklanmaya, hatta hatırlanmaya bile değer olup olmadığını bir kez daha soruyor. Zaman kasasının sermayesini tartışmaya açan sergi, tekinsiz, kuşkucu hafızanın altını çiziyor. 20 Şubat’a dek izlenecek sergi üzerine, küratör Pektaş şu cımbızlık tabiri kayda alıyor: “Özkan ve Güler, toprağın, kınanın ve kerpicin maddeselliği üzerinden, tarihin kıyısında kalan hafıza fragmanlarını ortak bir ‘şimdi’ye düğümlüyor. ‘Zaman Kasası’, izleyiciyi geçmişin izlerini bugünün diliyle yeniden okumaya davet eden bir yüzleşme zeminine çağırıyor.”