Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Zayıf geçen Cannes’ın galibi 'Fjord'

Zayıf geçen Cannes’ın galibi 'Fjord'

Zayıf geçen Cannes’ın galibi 'Fjord'24 Mayıs 2026 - 02:05
79. kez düzenlenen Cannes Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Cristian Mungiu imzalı “Fjord” Altın Palmiye’yi kazanan yapım oldu.
JANET BARIŞ
janetiko@gmail.com
 
 Bu yıl 79. kez düzenlenen Cannes Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Jüri başkanlığını Park Chan Wook’un yaptığı ve Demi Moore, Paul Laverty, Chloe Zhao gibi isimlerin yer aldığı jürinin bu yılki işi zor gibi görünüyordu, zira baştan sona favori olarak gösterilen, öne çıkan filmler çok azdı. 22 filmin yarıştığı ana yarışma açıklandığında heyecan vericiydi aslında. Andrey Zvyagintsev, Ryusuke Hamaguchi, Almodovar ve Cristian Mungiu gibi ne yaptığı merakla beklenen yönetmenlerin galalar geçidi olacak gibi görünüyordu. Festival başladıktan sonra ise filmler heyecan vermemeye başladı ve daha ilk günlerde geçtiğimiz yıllardan daha zayıf bir seçki olduğu anlaşıldı.
 
 
79. Cannes Film Festivali'nin jüri başkanı Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook.
 
 
Demi Moore
 
Festivalin ilk günlerinde gösterilen Asgar Farhadi imzalı “Parallel Tales” tam bir hayal kırıklığı oldu. Farhadi’nin Fransa’da Fransız oyuncularla çektiği film, eline olmayan bir eldiveni zorla geçirmeye çalışmak gibi bir his bırakıyordu. Isabel Huppert, Virginie Efira, Vincent Cassel gibi ünlü Fransız oyuncuların yer aldığı film, bir yazarın karşı evi gözetleyerek ilham alması ve aynı zamanda da işsiz bir gence yardım etmesiyle birlikte bu iki hayatın içiçe geçmesi üzerine kurulu. Farhadi çalıştığı Fransız oyuncuların ününe yaslanarak kendi yönetmenliğine âşık olmuş gibi görünüyor. Bu da iki buçuk saat boyunca benzerlerini onlarca kez gördüğümüz Fransız filmlerinin Fransız olmaya çalışan bir kopyası olarak sırıtıyor ister istemez. Jürinin de ödül konusunda görmezden geldiği bir film oldu.
 
Pawel Pawilowski imzalı “Fatherland” ise seçkinin heyecan yaratan filmlerdendi. Ünlü Alman yazar Thomas Mann’ın savaş sonrası ülkesine dönüşü ve kızı Erika’yla olan yolculuğunu anlatan filmde Sandra Hüller ve Hanns Zischler başroldeydi. İlk günlerde öne çıkan bir film oldu “Fatherland”. Pawel Pawilowski de “Fatherland” ile En İyi Yönetmen Ödülü’nü İspanyol iç savaşından Lorca’ya uzanan epik hikâyesiyle dikkat çeken “La Bola Negra” filmiyle bölüştü. Javier Calvo ile Javier Ambrossi’nin yönettiği “La Bola Negra”, 1930’lardan 2000’lere geniş bir tarih aralığında uzanıyor.
 
 
Pawel Pawilowski. Fotoğraf: Antonio Olmos/The Observer
 
Ryusuke Hamaguchi’nin üç buçuk saatlik “All of A Sudden”ı, temel olarak bir yaşlı bakımevini merkeze alırken, yolları kesişen iki kadının hayat, sistem, sanat üzerine felsefi konuşmalarına yoğunlaşıyor. Virginie Efiraile Tao Okamoto’nun başrolünde olduğu film seyircisiyle biraz fazla konuşuyor olsa da yönetmenin hayata, insana yaşlılığa ve zihne olan yolculuğuna bakmak, bu duygular arasında salınmak da iyi geliyor. Park Chan Wook’un başkanı olduğu jürinin Hamaguchi filmine nasıl yaklaşacağı merak konusuydu zira film En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Virginie Efira ile Tao Okamoto arasında bölüştürülerek “All of a Sudden”ın oldu.
 
Ünlü Japon yönetmen Hirokazu Koreeda’nın “Sheep in the Box” filmi de yine hayal kırıklığı yaratanlardan biri. Koreeda’nın ileri bir zamanda robot çocuk evlat edinme meselesine değindiği yapım, sakin ve akıcı olsa da diğer Koreeda filmlerinin derinliğinden çok uzak. Yarışmada yer alan Güney Kore filmi Na Hong Jim imzalı “Hope” ise özgün bir janr filmi olarak dikkat çekti. Büyük ödüle yakın değildi ama yine de özellikle eleştirmenler arasında sevilen bir film oldu.
 
İspanyol yönetmen Rodrigo Sorogoyen imzalı “The Beloved” bir baba-kız hesaplaşması gibi görünse de iki tarafın duygusuna benzer bir biçimde yaklaşırken, babasız büyüyen kadın karakterini kenara itmek ya da duygusunu gözardı etmek yerine ona alan açan anlatısıyla kayda değer filmlerden. Film, büyük ödüller için öne çıkmasa da gösterildiği günden itibaren başrol oyuncusu Javier Bardem En İyi Erkek Oyuncu Ödülü için favoriler arasındaydı. Fakat “The Beloved” yarışmadan eli boş döndü.
 
 
Rodrigo Sorogoyen
 
Pedro Almodovar’ın son filmi “Bitter Christmas” tipik bir Almodovar olmaktan öteye gidemeyen bir film olsa da seçkiye renk kattığı söylenebilir. Almodovar sinemasını özleyenleri de tatmin edecek gibi görünüyor. “Girl” ve “Close” gibi filmlerle tanıdığımız Lukas Dhont’un son filmi “Coward” da yarışma filmleri arasında sonlara doğru göze çarpanlardan biri oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında iki asker arasında yaşanan imkansız bir aşk hikâyesini anlatan “Coward”, sinematografisi ve ışığıyla dikkat çeken yapımlardandı. Filmdeki oyunculuk jürini dikkatini çekmiş olacak ki En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ana karakterleri Emmanuel Macchia ile Valentin Campagne arasında bölüştürülerek “Coward”ın oldu.
 
Merakla beklenen bir diğer film de Andrey Zvyagintsev imzalı “Minotaure”du. Sonlara doğru gösterilmiş olsa da seçkinin öne çıkan filmlerindendi. Bir aldatma hikâyesinin geri planına Rusya’nın politik durumunu koyan film aynı zamanda içten içe gençlerin savaşa gitme durumunu da sorguluyor. “Minotaure” en iyi ikinci film sayılan Grand Prix Ödülü’ne değer görüldü. Cristian Mungiu imzalı “Fjord” da yine seçkinin kayda değer filmlerindendi. Romanyalı bir adam ile Norveçli bir kadından oluşan beş çocuklu bir ailenin Norveç’e taşınmasıyla birlikte başlarına gelenlerin anlatıldığı “Fjord”, Avrupa’nın iki yüzlü politikalarına kendi tonunda cevap vermeyi başaran bir anlatı. Bu yıl diğerlerinden çok da öne çıkmayan filmler arasında “Fjord” kendince seyircisini etki altına almayı başardı ve Altın Palmiye’nin sahibi oldu. Eleştirmenler tarafından da sevilen film FIPRESCI ödülüne de layık görüldü.
 
 
Cristian Mungiu
 
Fransız etkisi
 
Bu yıl yarışmadaki Fransızlar da ana seçki kadar sönüktü. Jeanne Herry’nin yönettiği “Another Day” alkolizmle boğuşan genç bir kadının sürüklenişi üzerine kuruluydu. Filmin en iyi yanı ise Adele Exarchopoulos’un göz alıcı performansı. Fransızların çok sevdiği ve favorilerinden biri olan Emmanuel Marre imzalı “A Man His Tim”e ise yönetmenin kendi büyükbabasının hikâyesinden yola çıkarak anlattığı tipik bir ‘her devrin adamı’ öyküsü. Filmin Fransızlar için büyük bir anlamı olsa da meseleye uzak seyirci için monologlardan oluşan uzak bir duygu yaratıyor sadece. Yine de Cannes’dan eli boş dönmedi ve En İyi Senaryo Ödülü’nü almayı başardı. Yarışmadaki bir diğer Fransız da Arthur Harrari imzalı “The Unknown”du. Lea Seydoux’un başrolünde oynadığı ve beden değiştirme, birbirinin ruhuna sahip olma gibi ilginç bir konuya değinen film farklı ve özgün yapısıyla diğer Fransız filmlerinden ayrılıyor.
 
Gerek uluslararası beklenen yapımlar gerekse de Fransız yapımlarıyla bu yıl sönük geçen bir Cannes’ı daha geride bıraktık. Yine de jürinin özellikle oyunculuk konusunda aynı filme iki ödülü bölüştürerek vermesi hatta yönetmenlik ödülünü de bölüştürmesi ilginçti. Cristian Mungui imzalı “Fjord” ise Cannes’da bu yılın filmi oldu. 
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Cannes Film Festivali  Cristian Mungiu  Fjord